Dayak

September 20, 2009, Posted by admin at 3:47 pm

Kimi insan veya toplumlar için canlıları yola getirmek açısından en vazgeçilmez seçenektir DAYAK.
Uygulayıcılar, insan ve hayvan ilişkilerinde bu yolla karşısındakine kendi istek ve üstünlüklerini kabul ettirdiklerini sanırlar.
Dayak, çoğunlukla sözel iletişimin gelişmediği ve akılsal olmaktan çok duygusal tepkinin etkili olduğu toplum ve insanlar için önemli bir iletişim ve tatmin aracıdır da.
Bazı toplum ve birey yapılanmalarında  dayağın böyle kabul görmesine karşın, gelişmiş insan ve toplumlarda  kabul edilemez  bir davranış olarak değerlendirilir.
Uygulaması suç kabul edilen bir şiddet türü olarak çocuk eğitiminde de yanlışlığı kabul edilmiş bir davranıştır.
Buna karşın “Dayak” uygulamasının gelişmiş kabul edilen toplumlarda eğitimli insanlarca da  hala tercih ediliyor olması, başka etkenlerle açıklanması gereken bir olgudur.
Bu açıdan “insani” gelişmişlik ölçüsünün de ne olduğu veya ne olması gerektiği konusu irdelenmelidir.
Toplumumuzda: dayakla ilgili atasözleri, aynı zamanda terbiye açısından tercih edilebilir bir eylem olarak zihinleri kodlamaktadır. Pekçok çocuk için dayak, büyüklerin  iyi bir eğitim aracı olarak kabul edip üstlerinde uyguladıkları kaçınılmaz bir olgudur. Bazıları için de tehdit olarak kullanılan etkili bir sözdür.
Bu nedenledir ki ülkemiz de özellikle kadın ve çocukların dayak yoluyla eğitilip cezalandırmaları neredeyse normal kabul edilecek kadar kanıksanmış çoğunlukta bir uygulama gibidir.
Eğitim düzeyi yüksek kişilerce de dayak atma veya fiziki şiddet kullanma yoluyla söz geçirme veya kızgınlık giderme yönteminin tercih edilmesi, bu gelenek görenek haline gelen zihinsel kodlanmanın yanı sıra  sonuç alma açısından da garantili kabul edilen  bir etkileşim aracı olmasındandır.
Dayak gibi fiziksel şiddet uyaranıyla şartlandırarak cezalandırılma veya hatayı önleme çabası, aslında; çocukluktan başlayarak insanların hatalarının ne olduğunu kavramalarını da önler. Nedeni açıklanmadan uygulanan her ceza gibi zihinsel yönden eğitici bir etki de yapmaz. Bu nedenledir ki dövülerek hata yapması önlenmek istenen çocuklar, iki taraf için de alışkanlık haline gelen bu tavrı kanıksadıklarından: sonunda ille dayak yemeden o hatayı yapmaktan vazgeçmezler. “Dayak arsızı” diye nitelendirilen bu durum, dayak atmanın işe yaramadığını düşündürtmek yerine, dayak atanın gözünde dayağın gerekliliği argümanını kuvvetlendirerek bir kısır döngü yaratır.
İngiltere başta olmak üzere gelişmiş pekçok ülkede dayak konusunun eğitim aracı olmaktan çıkarılıp çıkarılmamasının hala tartışılıyor olması ve bazı öğretmenlerin yasaklanan dayağın eğitime tekrar sokulmasını istemesi, hep bu birbirinden beslenen davranış mantığının oluşturduğu söz konusu kısır döngüden kaynaklanmaktadır.
Sonunda da dayağa şartlanan çocuk ile dayak atmaya şartlanan büyük arasında birbirini tatmin eden bir iletişim biçimine dönüşür. Bu da: dayak yiyen çocuklarda, büyüyünce kendi çocuklarını da döverek eğitmeyi benimseten bir yanlış kabul oluşturur. Böylece dayak  nesilden nesile aktarılarak devam eder.
Oysa yapılan hata veya kabahatin neden yanlış olduğu izah edilmeden uygulanan cezaların, insani gelişme açısından eğitici yanı olmadığı gibi, dayak türü fiziki şiddete dayanan eylemlerin gerçek anlamda eğitici bir yanı da olamaz. Olsa olsa vazgeçirici yanının olması ise, çoğu kez telafisi mümkün olmayan zararlar oluşturduğu için tercih edilecek bir durum olmamalıdır.
Aslında ne tür olursa olsun dayak, çocuğun ihmal ve istismarından doğan bir yanlış uygulamadır.
Çocuk gelişimi üzerine yapılan araştırmaların 0-6 yaş dönemindeki zihinsel kodlanmaların gelecek yaşlara dair çok belirleyici olduğunu göstermekte. Bu da bu yaşlardaki uygulamaların daha temel belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır. Bu dönemde özellikle dayakla eğitilme yoluna gidilen çocuklarda, giderek dayağın etkisiyle çocuk bedeninde atıl olarak bulunan bir enzimin açığa çıkarak çocuğu şiddete yönelttiği ve bunun da çocukluk ve ergenlik de şiddet yatkınlığına yol açtığı yolunda çalışmalardan bahsedilmekte.
Hiç rahatsız olmadan karşısındakine şiddet uygulayan seri katil veya sadist kişiliklerin de bu tür bir geçmişle oluştuğu yönünde değerlendirmeler yapılmakta.
Yine bu tür eğilimlerin bazı kafa hasarlarından doğmuş deformasyonların sonucu oluştuğu üzerine bazı bulgulardan söz ediliyor.
“Dizini dövmeyen Kızını döver”,
“Eti senin, kemiği benim.”
“Dayak cennetten çıkma”,
“Eşek sudan gelinceye kadar dövmek”,
“Anaların vurduğu yerde gül biter”,
“Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmemeli” gibi pekçok örnekte görülen ve dayağı eğitim aracı olarak meşrulaştıran ata sözlerimizin yanı sıra “Çocuğun başına vurma aptal olur”sözü de, dayak gibi fiziki şiddet yoluyla adam edilmeye çalışılan çocuklarda rastlanan bu gelişim kusurunun saptanması diye değerlendirilebilir.
Dövülerek veya gözü önünde anaları kardeşleri dövülerek büyüyen çocukların bunu bir davranış mirası gibi hiç tereddüt etmeden, doğru bir eğitim biçimi veya insan ilişkisi olarak kendi ailelerine uygulamaları da bu nedenle kaçınılmaz olmakta.
Özetle: Dayak, verdiği her türlü bedensel ve ruhsal hasarın yanı sıra,  insandan insana sözel ilişkinin ve diyalog yoluyla anlaşmanın gelişmesini de önleyen bir zihinsel ve bedensel şartlanma yarattığından hiçbir biçimde kabul edilemez bir uygulamadır.
Her yanlışda veya karşı düşmede birbirlerini dövmeye kalkan insanlardan oluşan bir düzenin başka mesajları barındırması da gittikce zorlaşır.
Kimse, dayak ile adam olmaz, olsa olsa adam olduğunu kabul eder. Bu da insan gelişimine yaraşmayan bir ilişki biçimidir.

Sevgi Özkan

YÖRET

No comment yet.

Leave a Reply