<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cocuk İhmal ve İstismarını Önleme Platformu &#187; Makaleler</title>
	<atom:link href="http://www.onlemeplatformu.org/category/makaleler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.onlemeplatformu.org</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 18 Dec 2009 19:46:33 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Göç, Yoksulluk ve Çocuklar</title>
		<link>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/goc-yoksulluk-ve-cocuklar/</link>
		<comments>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/goc-yoksulluk-ve-cocuklar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 13:24:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.shibumidojo.org/cocukplatformu/?p=67</guid>
		<description><![CDATA[Toplumlarda yaşanan göç hareketliliği beraberinde bir takım sorunlar getirmekte ve toplumların dinamizmini önemli oranda etkilemektedir. Toplumsal bir hareketlilik ve yer değişimi olarak ortaya çıkan göç olgusu, toplumların kentsel yaşamından; dil, kültür, ekonomi, sosyal hayat vb. alanda yansımasını bulmaktadır. Bu anlamıyla ülkemizde yaşanan iç göç ve zorunlu göç, toplumsal bir gerçeklik olarak karşımıza çıktığı kadar getirdiği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumlarda yaşanan göç hareketliliği beraberinde bir takım sorunlar getirmekte ve toplumların dinamizmini önemli oranda etkilemektedir. Toplumsal bir hareketlilik ve yer değişimi olarak ortaya çıkan göç olgusu, toplumların kentsel yaşamından; dil, kültür, ekonomi, sosyal hayat vb. alanda yansımasını bulmaktadır. Bu anlamıyla ülkemizde yaşanan iç göç ve zorunlu göç, toplumsal bir gerçeklik olarak karşımıza çıktığı kadar getirdiği yükümlülüklerin ağırlaşmasıyla birlikte çözüm bekleyen bir sorun olma niteliği de taşımaktadır. Çünkü göç olgusu, etkilediği yeni yaşam alanının da ekonomik, sosyal ve kültürel hayatını direkt etkilemektedir. <span id="more-67"></span></p>
<p>Göç, göçe maruz kalan insanların üretim biçimlerini kökten değiştirmekte, başka bir kentin sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamına entegre olmaya zorlamaktadır. Bu da beraberinde ciddi sorunları getirmektedir. Üretim şekli eski yaşam bölgesi için yeterli olurken yeni yerleşim yerindeki üretim şekline yabancılık, adaptasyon sürecini olumsuz etkilemekte ve bu durum adaptasyonu sürecinin daha uzun bir zaman almasına sebep olmaktadır. Zorunlu göç, kişilerin isteği dışında bir anda gerçekleştiğinden dolayı da hazırlıksız yakalanan aileler metropollerde oldukça zorlanmakta ve bu durum büyük ekonomik sıkıntılara yol açmaktadır. 2007 yılında Başak Kültür ve Sanat Vakfı’nın yaptığı bir alan araştırması olan Ses-Çık araştırma verilerine göre; Zorunlu göç eden ailelerin % 77.6’sının göçten önce tarım ve hayvancılıkla uğraşmakta olduğu görülmektedir.1 Geçimini bu yolla sağlayan aileler ise bu üretim şeklinden kopmakta, göç ettikleri yeni kentte vasıfsız olarak yeni bir iş alanı bulana kadar hayatlarını devam ettirmektedirler. Bu süreç ise hem zorlu hem de yoksulluğun kaçınılmazlığı anlamına gelmektedir. Sonuç olarak zorunlu göç yoksulluğa neden olmaktadır ve göçün getirdiği problemlerin aşılmaması da yoksulluğun derinleşmesi anlamına gelmektedir.</p>
<p>Yoksulluk; sağlık, beslenme, eğitim, kültür, sosyal yaşam, günlük ihtiyaçların karşılanması ve daha birçok yönüyle hayatı olumsuz etkilemekte ve bu alanlardan faydalanmayı sınırlamaktadır. Çocuklar için ise bu durum çok daha elzem bir hal almaktadır. Gelişim yani çocukluktan yetişkinliğe geçiş süreçlerini sağlıklı bir şekilde geçirmeleri, kişisel gelişimlerini tamamlayabilmeleri, kendi kişiliklerini bulabilmeleri ve özgüven duygularının pekişebilmesi için kendilerine gerekli olan her türlü ihtiyacın karşılanması oldukça önemlidir. Fakat göç alan yerleşim alanlarına bakıldığı zaman bu sorunların hala çözülemediği, oldukça zor şartlarda bir yaşam sürdürmek zorunda kaldıkları görülmektedir. Bu zor şartlar çocuklar üzerinde de psikolojik bir baskıya yol açmakta ve çocuklar kendilerini evin geçimine katkı sunmak zorunda hissetmektedirler. Bu da çocukları eğitim yaşamından koparıp sağlıksız koşullarda çalışmaya itmektedir. Özellikle de sigortasız çalıştırılmaları güvencesi olmayan bir yaşam anlamına gelmektedir ki kız çocuklarında 13-18 yaş grubunda sigortası olmayanların oranı %96.8, erkek çocuklarında  %98.42 olmaktadır. Bu verilerin çok yüksek olması sorunun ciddiyetini daha da arttırmaktadır.</p>
<p>Eğitim yaşamından kopma ya da iş yaşamıyla birlikte öğrenim hayatına devam etme durumu çocukların üniversiteye girme olasılıklarını daha da aşağıya çekmektedir. Ses-Çık Projesi araştırma verilerinden örneklendirerek yola çıkacak olursak: 13-18 yaş grubu arasındaki gençlerin %47.8’i eğitimine devam ederken, %29’u çalışmakta, %2’si ise hem okuyup hem çalışmaktadır. Eğitim çağında olup okula gitmeyen ve çalışmayanların oranı ise %14 dür. Eğitim çağından büyük olup, çalışmayanların oranı ise %6.7’dir. Kız çocuk erkek çocuk arasındaki fark özellikle çalışmayan ve okula gitmeyen grupta göze çarpmaktadır. Ailelerde okula gönderilme önceliğinin erkeklere tanındığı ve ailelerin genç kızları çalıştırmayı tercih etmedikleri gözlemlenmiştir.3</p>
<p>Yoksulluk çocukları bu anlamıyla her açıdan etkilemektedir. Bir ailenin ekonomik yapısının temelden sarsılması tüm aile fertlerinin yaşamlarında ciddi değişimler meydana getirmektedir. Ailenin yoksullaşması çocukların da yoksullaşması denkliğinden hareketle ihtiyaçları karşılanamayan çocuklar en çok sokağa düşme riski taşıyan ve sokakta çalışan çocuklar olmaktadır. Bu açıdan çocukların yoksullaşması demek sokağa düşme riski taşımaları, eğitimden kopmaları, sağlıksız beslenmeleri, sosyal hayattan kopmaları, geleceğe dair bir umut taşımamaları anlamına gelmektedir.</p>
<p>Göç eden ailelerin büyük bir kısmı kalabalık bir aile nüfusuna sahip olmaktadır. Kalabalık ailelerde yaşayan çocuklar ise öğrenim hayatlarında yeterince başarılı olamamakta, sosyal uyumsuzluk yaşamakta bu da çocukların psikolojik durumlarını önemli oranda etkilemektedir. Yine bu aile yapısı, ekonomik sıkıntıların tetiklemesi ve yaşadıkları travma ya da ruhsal sıkıntıların da çocuklara yansıtılması ile aile içi şiddetin artması sonucunu doğurabilmektedir. Yeni bir yaşam tarzı ve kültürel yapıya adapte olmaya çalışan bu ailelerin çocukları toplum içerisinde zaman zaman ötekileştirilmekte, dışlanmakta ve bu da çocuk ve gençlerin kültürel bir çatışmaya ya da kimlik arayışına girmelerine yol açmaktadır. Bu çocuklar ya kendi kimliğine daha sıkı sarılmakta ya da bundan uzaklaşmaktadır. Bu ikilemi yaşayan çocuklar ise daha büyük öfke ve şiddet eğilimi taşıyabildikleri gibi özgüven sorunu, sosyal iletişim bozukluğu vb. problemler de yaşayabilmektedirler.</p>
<p>Sonuç  olarak yoksulluk çocukların kişisel gelişimini olumsuz yönde etkilemekte ve bu durum göç olgusunun getirdiği problemlerle beraber daha da derinleşmektedir. Yoksulluk fırsat eşitsizliğine yol açmaktadır. Fırsat eşitsizliği ise çocukların sahip olması gereken yaşamsal ihtiyaçların yoksul çocuklar için geçerli olmaması anlamına gelmektedir. Göçün yol açtığı yoksulluk; çocukları varoşlarda, kent merkezinden uzak, kentin çeperlerinde yaşamaya ve birçok olanaktan faydalanmamasına neden olmaktadır. Çocuklar risk altında yaşamakta ve yaşam şartlarının zorluğu bu çocukları dezavantajlı bir hale getirmektedir.</p>
<p>Çocukların içinde yaşadıkları bu durum öncelikli olarak ailelerin sosyal ve ekonomik yaşamlarının düzeltilmesinden ve göçe kaynaklık eden nedenlerin ortadan kaldırılmasından geçmektedir. Yoksullukla mücadelede kuşkusuz en çok faydalananlar çocuklar olmaktadır ve bu konuda kaydedilecek gelişmeler çocuklar için risk önleyici olacaktır.</p>
<p>Sosyolog Ayşe Tepe<br />
Başak Kültür ve Sanat Vakfı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/goc-yoksulluk-ve-cocuklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bireysel Silahsızlanmanın Çocuğun “yaşam hakkı” Açısından Önemi</title>
		<link>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/bireysel-silahsizlanmanin-cocugun-%e2%80%9cyasam-hakki%e2%80%9d-acisindan-onemi/</link>
		<comments>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/bireysel-silahsizlanmanin-cocugun-%e2%80%9cyasam-hakki%e2%80%9d-acisindan-onemi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 13:23:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.shibumidojo.org/cocukplatformu/?p=65</guid>
		<description><![CDATA[Bireysel silahlanma, toplum ve birey güvenliğini tehdit eden ve “yaşama hakkı”nı  gölgeleyen en önemli sorunlardan biridir. Rakamlar açıkça gösteriyor: Dünya’da mevcut 875 milyon ateşli silahın %74’ü sivillerin sahipliğinde bulunuyor. Türkiye’de 2,5 milyon ruhsatlı ve bu sayının en az üç katı ruhsatsız silah bulunuyor. Türkiye’de yılda ortalama 3000 kişi ateşli silahlarla ölüyor. Durum böyle iken; aile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bireysel silahlanma, toplum ve birey güvenliğini tehdit eden ve “yaşama hakkı”nı  gölgeleyen en önemli sorunlardan biridir. Rakamlar açıkça gösteriyor: Dünya’da mevcut 875 milyon ateşli silahın %74’ü sivillerin sahipliğinde bulunuyor. Türkiye’de 2,5 milyon ruhsatlı ve bu sayının en az üç katı ruhsatsız silah bulunuyor. Türkiye’de yılda ortalama 3000 kişi ateşli silahlarla ölüyor. Durum böyle iken; aile içi şiddette ve çocuk istismarında bireysel silahlanmanın rolünün ne boyutta olduğu oldukça önemli…<span id="more-65"></span><br />
Evde bulunan silah, hem kadın hem de çocuk açısından büyük tehdit oluşturuyor. Çocuk istismarında silahlanmanın rolü henüz aileden başlıyor. Evde bir silahın bulundurulması, ev halkından birinin ölme/öldürülme riskini %41 arttırıyor. Türkiye’de, önceden tasarlanmamış kıskançlık, tartışma gibi nedenlerle çıkan olaylarda silah kullanımı %90 civarında. Dolayısıyla, silahın varlığı, birinin öldürülmesi riskini arttırıyor ve kolaylaştırıyor. Aile içi şiddette, tartışma/çatışma sırasında ateşli silahları uzakta tutma, silah denetiminin başarılı olduğu bazı ülkelerde uygulanan önemli tedbirlerden biridir. Çünkü araştırmalar gösteriyor ki; aile içi şiddette en önemli süre ilk 24 saattir ve bu sürede ateşli silahları ulaşımın zor olması öfke patlaması sırasında meydana gelecek ölme/öldürülme riskini azaltır.</p>
<p>Çocuk istismarı açısından, oyuncak silah bir anti-sosyal oyuncak olarak, çocuktaki empati duygusunu ve paylaşım davranışını geliştirmek yerine, öfke duygusunu ve saldırganlaşma eğilimini arttırır. Bu nedenle oyunca silah gibi anti-sosyal oyuncaklar yerine, empati ve paylaşımı arttıracak oyuncakların seçimi önemli olduğu gibi, evcil hayvan beslemeye teşvik ve şiddet içermeyen çeşitli spor, kültür aktivitelerine çocukları yönlendirmek etkili çözüm yolları olabilir.</p>
<p>Bireysel silahlanmanın olmadığı, dolayısıyla daha az şiddet içeren bir toplumda barış içinde yaşamak çocukların hakkıdır. Bunun için öncelikli sorumluluk ebeveynlere aittir.  Evde bulunan bir silahla çocuğun ilişkisi şu aşamalardan geçiyor: Çocuk önce korkuyor… Sonra merak ediyor ve kurcalıyor. Bu nedenle ebeveynlerin ve okuldaki eğitim sisteminin, silahların işlevinin “öldürmek” olduğunu ve silah gördükleri zaman nasıl davranmaları gerektiğini çocuğa öğretmeleri son derece önemlidir.</p>
<p>Çocukları silahlardan korumak için ebeveynler tarafından uygulanabilecek basit ve yaşamsal tedbirler var:</p>
<p>* Öncelikle evde bulunan silahı boşaltılmalı, parçalarına ayrılmalı ve kilitli yerlerde tutulmalı.<br />
* Mutlaka, silahla kurşunları ayrı ayrı ve kilitli yerlerde saklanmalı.<br />
* Çocukların oynayacağı ya da oyun oynamak için gittiği yerlerde silah bulunmamasına dikkat edilmeli. Oyun alanlarına çıkmadan önce orada silah bulunmadığı kontrol edilmeli ve emin olunmalı.<br />
* Silahların yarattığı tehlikeler hakkında çocuklarla konuşulmalı.<br />
* Çocuklara, eğer ortalıkta silah görürlerse ya da bulurlarsa kesinlikle dokunmamaları ve hemen anne-babaya veya yakında bulunan bir yetişkine haber vermesi gerektiği öğretilmeli.</p>
<p>Ailenin yanı sıra yasa koyucuların da alabilecekleri önleyici tedbirler mevcut.  Bunlardan bir tanesi, düzenlenecek olan Silah Kanunu’nda, silah ruhsatı edinmek isteyenlerde aranacak koşullar ağırlaştırılmalı, güvenlik eğitimi şartı getirilmelidir. Koşullardan biri de “eş rızası/onayı” olmalıdır.  Türkiye’de en fazla erkekler ateşli silah ediniyorlar. Silah edinmek isteyenlerin beraber yaşadıkları ve silahın bulunacağı ortamı paylaşacak eşin ve çocukların yaşam hakkı edinilen silahla tehdit altında olacaktır. Bu nedenle, eşin rızası önemli ve yaşama güvenliği açısından caydırıcı olacaktır. Nitekim, Güney Afrika, Kanada, Yeni Zelanda, Fransa ve Avustralya gibi ülkelerde silah edinme öncesinde eş onayı gibi referanslar istenmektedir.</p>
<p>Çocuğu bireysel silahlanmanın sonuçlarından korumanın yollarını gösteren, çocuğa oyuncak silahtan başlayarak silahsızlanmayı öğreten bir uygulama Yeni Zelanda’da mevcuttur. Yeni Zelanda&#8217;da oyuncak silah talep eden çocuklar için 2000 yılında ruhsat programları başlatıldı. Programın amacı; devlet tarafından yetişkinlere neden silah ruhsatı verildiğinin, yetişkinlerin bu silahları hangi amaçla kullandıklarının çocuklara öğretilmesi ve çocukta silah özentisinin yok edilmesi. Yeni Zelanda&#8217;da çocuklar oyuncak silah almak istediklerinde polise müracaat ediyorlar. Burada çocuğa neden bir silaha sahip olmak istediği soruluyor. Eğer çocuk, oyun oynamak istediğini beyan ederse, kendisine kanunlara göre, Yeni Zelanda&#8217; da polisin dahi silah taşımadığı, silahla atış yapmanın yasak olduğu, silahın kırsala özgü olduğu, sadece tehlikeli hayvanlardan korunmak amaçlı kullanıldığı anlatılıyor. Kentte yaşayan yurttaşların silaha ihtiyacı olmadığı konusunda çocuk ikna ediliyor ve bilgilendiriliyor. Eğer çocuğun gerekçesi vahşi hayvanları öldürmek ise, bu defa doğal hayatın korunması gerektiği, hayvan türlerinin nasıl giderek azalmakta olduğu öğretiliyor. Buna rağmen oyuncak silah edinmek isteyen, her zaman üzerinde taşımak zorunda olduğu bir ruhsat sahibi oluyor. Ayrıca, kendilerine oyuncak silah ruhsatı için başvuran çocukların aileleri ile derhal temasa geçiliyor.</p>
<p>Ülkemizde de alınabilecek bu tedbirlerle; çocuk oyuncaklardan başlayarak silahsızlanmanın önemini ve silahlanmanın tehlikelerini öğrenir. Bu uygulamalar, bireylerarası şiddetin az olduğu bir toplum inşası için geleceğe yönelik  atılabilecek önemli bir adım olur.</p>
<p>Umut Vakfı<br />
www.umut.org.tr</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/bireysel-silahsizlanmanin-cocugun-%e2%80%9cyasam-hakki%e2%80%9d-acisindan-onemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarımızı Yutan Şehirler</title>
		<link>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/cocuklarimizi-yutan-sehirler/</link>
		<comments>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/cocuklarimizi-yutan-sehirler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 13:22:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.shibumidojo.org/cocukplatformu/?p=63</guid>
		<description><![CDATA[Bahçelerde, sokaklarda çocukları yutmaya hazır foseptik çukurları, oyun alanı haline gelmiş inşaat arsalarında derin su birikintileri&#8230; Çukura düşmeden bir günü tamamlamanın bir çocuk için mucize haline gelmeye başladığı kabus şehirler&#8230; Geçen iki ayı bir hatırlayalım isterseniz: İstanbul Şirinevler&#8217;de beş yaşındaki Dilara, üzeri kartonla örtülmüş rögar çukuruna düşerek hayatını kaybetti&#8230; Kocaeli&#8217;nin Gebze ilçesinde foseptik çukuruna düşen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bahçelerde, sokaklarda çocukları yutmaya hazır foseptik çukurları, oyun alanı haline gelmiş inşaat arsalarında derin su birikintileri&#8230; Çukura düşmeden bir günü tamamlamanın bir çocuk için mucize haline gelmeye başladığı kabus şehirler&#8230; Geçen iki ayı bir hatırlayalım isterseniz: İstanbul Şirinevler&#8217;de beş yaşındaki Dilara, üzeri kartonla örtülmüş rögar çukuruna düşerek hayatını kaybetti&#8230; Kocaeli&#8217;nin Gebze ilçesinde foseptik çukuruna düşen 2,5 yaşındaki Tuğçe yaşamını yitirdi&#8230; <span id="more-63"></span></p>
<p>Ağrı&#8217;da beş yaşındaki Cem, foseptik çukuruna düşerek yaşamını yitirdi&#8230; Adana&#8217;da kanalizayon çukuruna düşen altı yaşındaki Tayfun da yaşamını yitirdi&#8230; İstanbul Samandıra&#8217;da Furkan inşaat arsasında sekiz metre derinliğinde su dolu bir çukura düşerek yaşamını yitirdi&#8230; Hakkari&#8217;nin Yüksekova ilçesinde üç metre derinliğinde su dolu çukura düşen Savaş, İbrahim, Yusuf ve İsa yaşamlarını yitirdiler&#8230; Antalya&#8217;da dört yaşındaki Ali üzeri saçla kapatılmış foseptik çukuruna düşerek hayatını kaybetti&#8230; Ve en son Bursa&#8217;da beş yaşındaki Muhammet foseptik çukuruna düşerek hayatını kaybetti&#8230;</p>
<p>Şehir çukurlarının yuttuğu çocuk öyküleri, Türkiye&#8217;nin yabancı olduğu bir kabus değil maalesef. Ancak son iki ayda ulaştığı boyutlar, &#8216;doğurup, doğurup sokağa salıyorlar&#8217; repliğini ezber eden, &#8216;cahil&#8217; aileleri suçlayarak içlerini ferah tutanları bile dehşete düşürebilecek nitelikte. Hiç kuşkusuz, mahallelerin elverişsiz yaşam koşulları ile, çocuklarını çukurlara gömmesi ciddi boyutlardaki bir çocuk yoksulluğu sorunu. Çocuğun yaşadığı yoksulluğu betimleyen en önemli sosyal göstergelerden biri ev ve mahalleden oluşan yaşam alanının çocuğun refahını gözetememesi. Şehirlerde yaşayan birçok çocuk ne evinde ne de sokağında kendisine &#8220;güvenceli&#8221; bir toplumsal katılım sağlayacak sosyal alana sahip. Evler, kalabalık aileleri ve yetersiz odaları ile çocukların kendilerine ait bir yaşam oluşturmasına izin vermiyor. Birçok yoksul çocuğun istediği tek şey kendisine ait bir oda. Soluğu sokakta bulan çocukları parklar yerine, tozlu sokaklar ve çukurlar bekliyor. Çukurlara bağlı çocuk ölümlerinde dikkati çeken bir diğer nokta ise çocukların genelde 3-6 yaşlarında olmaları. Bu çocukların bir kısmının annesi çalışıyor ve çocuk bakım hizmetlerine erişimleri yok. Nitekim, en son Bursa&#8217;daki vakada Muhammet, annesinin temizliğe gittiği işyerinin bahçesindeki foseptik çukuruna düşerek yaşamını yitirdi. Hızlı büyüyen şehirlerin bir gecede çocuk dostu mekânlara dönüşmesini beklemek zor. Şehirlerin yeşil alanları, okulları, ulaşılabilir sağlık ve sosyal hizmetleri ile çocuklara katılımcı ve güvenceli bir toplumsal katılım alanı açması için, çocuk odaklı şehirleşmeyi gözeten sosyal politikalar gerekiyor. Yani, çocuk dostu şehir politikaları. BM II. Habitat Konferansı&#8217;nda, &#8216;şehirlerin herkes için yaşanabilir yerler kılınması&#8217; yönünde alınan karar çerçevesinde UNICEF, 1996 yılında &#8216;Çocuk Dostu Şehir&#8217; insiyatifini başlattı. UNICEF&#8217;e göre &#8216;çocuk refahı&#8217;, sağlıklı bir yerleşimin, iyi yönetişimin ve demokratik bir toplumun göstergesi. Bu bağlamda da, &#8216;Çocuk Dostu Şehir&#8217; politikaları çocuk haklarını hayata geçirmeyi öncelik haline getiren bir yerel yönetim anlayışını gerektiriyor. Bu yönetim anlayışı, çocukların ihtiyaçlarının ve önceliklerinin kamu politikalarının, programlarının ayrılmaz bir parçası olmasını öngörüyor ve BM Çocuk Hakları Sözleşmesi&#8217;nin yerel yönetim düzeyinde uygulanması için stratejiler sunuyor (http://www.childfriendlycities.org). Bugün şehirlerde birçok çocuk kaçak ve usulsüz olarak addedilen yerleşim yerlerinde yaşıyor. Ancak, UNICEF&#8217;e göre, çocuk hakları perspektifinden kaçak ve usulsüz çocukluk diye bir şey söz konusu olamaz. Yerleşim yeri neresi olursa olsun, şehirlerde yaşayan tüm çocuklar temel hizmetlere erişim hakkına sahip olmalı. Bu bağlamda, Çocuk Dostu Şehir insiyatifi toplumun en genç vatandaşları olarak gördüğü çocukların haklarının hayata geçirilmesinin savunuculuğunu yapıyor.</p>
<p>UNICEF Çocuk Dostu Şehir insiyatifi, birçok sosyal tarafı harekete geçirmeyi başardı. Yerel yönetimler, merkezi hükümetler, uluslararası  örgütler, sivil toplum örgütleri, medya, akademik kurumlar, çocuk ve gençlik örgütleri insiyatifin parçası oldular. Çocuk dostu politikaları ile öne çıkan belediye başkanlarının katıldığı küresel toplantılar, çocuklara yönelik belediye hizmetlerinin artırılmasının ve çocuk odaklı programlara daha fazla yatırım yapılmasının önünü açtı. 2000 yılında sekreteryası oluşturulan Çocuk Dostu Şehir insiyatifi hareketi dünyada birçok şehire yayıldı. Arjantin, Brezilya, İtalya, Fransa, Bangladeş, Hindistan, Nijerya, Fas gibi ülkelerin hızla gelişen şehirleri Çocuk Dostu Şehir insiyatifi hareketinin parçası oldular (Ulkelerin tam listesine www.childfriendlycities.org adresinden ulaşılabilir). Örneğin, İtalya&#8217;da 90&#8242;lı yılların sonlarında şekillenmeye başlayan insiyatife olan ilgi son 10 yılda hızla arttı. İtalyan hükümeti 1997 yılında onayladığı &#8216;Çocuklar ve Gençler için Eylem Planı&#8217; ile Çocuk Hakları Sözleşmesi&#8217;ni resmen uygulamaya başladı. Aynı yıl içinde çıkarılan bir diğer yasa ile ülke çapında bir eylem planının desteklenmesi kararı alındı. Bu plan, çocuklara yönelik yerel projelerin desteklenmesi için ulusal bir fonun oluşturulmasını öngörüyor ve Çocuk Dostu Şehir insiyatifinin iki temel ögesini hayata geçiriyordu: Çocuklar ve şehirler için yeni politikalar ve bu politikaların hayata geçirilmesi için gerekli kurumsal dönüşüm. Bugün İtalyan şehirleri çocuk dostu şehir insiyatifinin önemli örneklerini oluşturuyor. Proje değerlendirmelerine göre beklenildiği derecede kurumsal ve kültürel bir dönüşüm sağlamasa da, İtalyan örneği çocukları odak alan sosyal politikaları öncelikli hale getirmesi ve politikaları hayata geçirecek yasal zemini ve kurumsal altyapıları oluşturması açısından önemli bir örnek. UNICEF&#8217;e göre 2025 yılında gelişmekte olan ülkelerde çocukların yüzde 60&#8242;ı şehirlerde yaşıyor olacak. Bu çocuk nüfusunun yarıya yakınının da yoksul olacağı yine UNICEF tarafından öngörülüyor. Bu bağlamda belediyelerin çocuk odaklı şehirleşme politikaları ve çocuk yoksulluğu ile mücadele programları oluşturmaları gittikçe daha fazla önem kazanıyor. Yani, çocukların refahını gözeten şehirler yaratmak öncelik haline geliyor. Türkiye&#8217;de de belediyeler çocuklara yönelik hizmetlerini artırma eğilimindeler. Ancak, yaklaşımları çocuk yoksulluğu ile mücadele politikaları olmaktan uzak ve yerel programları destekleyecek merkezi politikalar mevcut değil. Bu bağlamda, çocuk dostu şehir politikalarını benimseyebilecek yeni bir belediyecilik anlayışı gerekiyor. Dilerseniz, her hafta bir çocuğu yutan şehir çukurlarının ortadan kaldırılması talebi ile başlayalım ve belediyeleri şehirlerde kendi açtıkları ve sorumlu oldukları çukurları kapatmaya, boş arazileri ve inşaat alanlarını daha sıkı denetlemeye çağıralım. Herhalde, ilk olarak &#8220;çocuk yutan şehir çukuru&#8221; kabusumuzdan kurtulmamız gerekiyor&#8230;</p>
<p>Başak Ekim Akkan, Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu<br />
Bu yazı 22.04.2007 tarihli Radikal 2’de yer almıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/cocuklarimizi-yutan-sehirler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ensest</title>
		<link>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/ensest/</link>
		<comments>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/ensest/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 13:17:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.shibumidojo.org/cocukplatformu/?p=59</guid>
		<description><![CDATA[Cinsel istismar, (ensest) konusunda gelişmiş ülkelerde çok sayıda araştırma yapılmıştır. Türkiye&#8217;deki ensest çalışmaları ise oldukça sınırlıdır. Yapılan çalışmalar her iki cinsiyetinde ensest mağduru olabildiğini, genel olarak kızların cinsel istismare uğrama oranlarının erkeklerden daha yüksek olduğunu belirtmektedir (Finkelhor, 1984; Russel, 1983; Wyatt,1988).
Ensest uzun yıllardır varlığını sürdüren ancak sürekli inkar edilen bir konudur. Ruh bilimci , psikanalist  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cinsel istismar, (ensest) konusunda gelişmiş ülkelerde çok sayıda araştırma yapılmıştır. Türkiye&#8217;deki ensest çalışmaları ise oldukça sınırlıdır. Yapılan çalışmalar her iki cinsiyetinde ensest mağduru olabildiğini, genel olarak kızların cinsel istismare uğrama oranlarının erkeklerden daha yüksek olduğunu belirtmektedir (Finkelhor, 1984; Russel, 1983; Wyatt,1988).<span id="more-59"></span></p>
<p>Ensest uzun yıllardır varlığını sürdüren ancak sürekli inkar edilen bir konudur. Ruh bilimci , psikanalist  (Freud, 1976;) antropologlar (LevıStrauss, 1964; Malinowkiı, 1929; Seligman, 1935) ve sosyolog (Bagley, 1969)gibi pek çok bilim insanı ensestle ilgili çalışmış ve kendi disiplinlerinin kuramlarına göre farklı açıklamalar yapmışlardır. Freud’a (1976) göre ensest arzuları bütün hayat boyunca bilinç altında yaşamaya devam etmektedir.</p>
<p>Levı-Straus (1964), ensest yasaklarını şu şekilde betimlemektedir “Ensest yasakları toplumsal bir kural oluşturduğundan sosyal ve kültürel bir olgudur   ve evrenseldir. Ensest yasaklarının kültürlere göre büyük değişiklik gösteren kalıpları vardır, bütün kültürlerde asıl hedef ensest kapsamına giren cinsel ilişkileri önlemektir</p>
<p><strong>Tanım</strong></p>
<p>Kaynaklarda ensestin tek ve kesin bir tanımını bulmak mümkün değildir. Tanım her disiplinde farklılık gösterir.</p>
<p>Amerikan Sağlık, Eğitim  ve Koruma Bölümü&#8217; nün 1980 deki tanımına göre; Ensest aile içi yaşamında ana-baba figürüne, gücüne ve otoritesine sahip  kişilerin çocuğu cinsel anlamda istismar etmesi olarak kabul edilmiştir. Çoğu araştırmacı cinsel ilişkinin cinsel uyarı, pornografi gibi bütün formlarını cinsel istismar olarak kabul etmiştir. Son çalışmalarda üzerinde ortak kararın oluştuğu ensest tanımı; sözlü-sözsüz, fiziksel, görsel her türlü erotik hareket veya birbirleriyle evli olanlardan dışında aile üyeleri arasındaki   bu çeşit davranışlarıdır (Justıce ve  Justıce,1979 ).</p>
<p>Yasalar açısından  ensest  tanımı hakkındaki kesinlik, kan bağı olanlar arasındaki cinsel ilişki olarak sınırlı kalmıştır Tanımlaması her ülke yasalarına göre değişsede yasal olarak ensest cezai harekettir. Bazı ülkelerin ceza yasalarında ensest ayrı bir suç olmayıp diğer cinsel suçlar arasında yer alırken bazı ülkelerin ceza yasalarında ise ensest ayrı bir suç olarak ele alınmaktadır.</p>
<p>Yaşanan ortam</p>
<p>Cinsel istismarın düşük sosyokültürel çevrelerde yaşandığı düşüncesi yaygın olarak ileri sürülmüştür. Bir çok çalışma tersine bu düşünceyi doğrulamamış ve ensestin her çeşit sosyo ekonomik ve kültürel çevrede yaşanmakta olduğunu belirtmiştir (Renvoize,198;). Çok sayıda yazar ensestin üst kültürlerde daha çok saklandığı ve bildirilmediği için daha nadirmiş gibi göründüğünü belirtmektedir (Finkelhor, 1979; Herman,198).</p>
<p>Ensest oranı</p>
<p>Cinsel istismarlaın büyük bir çoğunluğu bildirilmeyip gizli kaldığı için kesin bir oran vermek  mümkün olmamaktadır .</p>
<p>Dünya Sağlık  Örgütü (World Health Organization –WHO) tahminlerinde2002 yılında  150 milyon kız ve 73 milyon oğlan  18 yaşından önce cinsel ilişkiye zorlama  veya diğer cinsel şiddet  türlerine  maruz kalmışlardır(WHO, 2004).</p>
<p>Yapılan çalışmalarda ensest çok erken yaşlarda bebeklikten başlamakta ve uzun yıllar sürmektedir.  Crime Prevention Committee Report (CPCR,1995) da cinsel  istismarın çocukların %55&#8242;inde 5-10 yaş arasında, %40&#8242;ında  10-16 yaş arasında  başladığı bildirilmektedir. Cinsel istismarın başlama yaşı klinik olmayan örneklerde bebeklikten 17 yaşına kadar olabilir, ortalama başlama yaşı 9 dur. Klinik örneklerde kızlarla oğlanların karşılaştırılmasında oğlanların mağduriyet yaşı kızlara oranla daha büyüktür. Oğlanların daha çok aile dışından, başka çocukları da istismar ettiği bilinen kişiler tarafından istismara uğradığı bildirilmektedir (Faller ,1989).</p>
<p>Amerika Adalet Bürosu  (1991)  cinsel istismar mağdurlarının % 20 sinin babası tarafından istismar edildiğini belirtmiş. Finkelhor (1994) 1 milyon Amerikalının baba-kız ensesti mağduru olduğunu ve her yıl 16.000 yeni vaka olduğunu belirtir. Amerikan Suç Önleme Komitesinin raporunda (Crime Prevention Committee Report-CPCR, 1995)  saldırganların %31&#8242;i baba-üvey babadır.</p>
<p>Kanada adalet istatistikleri merkezine göre (2002) çocuklara yönelik cinsel istismarcılerın %39’u ana-babalar,%32 si kardeşler, %28’i geniş aile üyelerinden oluşmakta.</p>
<p>WHO nın gelişmiş  ve gelişmekte olan ülkelerle yaptığı çok uluslu çalışmalarında  kadınların %1-21’i 15 yaşından önce  baba veya üveybabadan başka erkek aile üyeleri tarafından cinsel istismara uğradıklarını bildirmişlerdir  (WHO, 2005)</p>
<p>Wiehe, (1998) 8 kadından birinin  14 yaşından önce, 6 kadından 1 inin  18 yaşından önce  ensest  yaşamış olduğunu bildirmekte. Ülkemizde sayısal verilere ulaşmak hem ensetin saklanması hemde ulusal kayıtların olmaması nedeniyle  mümkün olamamakta. Sezgin&#8217;in (1993)  ensest olgularıyla yaptığı çalışmada  kliniklere başvuran  örneklerde saldırganların % 57 sini öz babalar, % 4ünü öz ağabeyler % 13 ünü yakın akrabalar % 26 sını ikinci dereceden akrabalar oluştururken; yasal başvuruda bulunmuş mahkemesi sonuçlanmış veya süren olgu gurubunun % 39 unu öz baba, % 15 ini öz ağabey, % 17 sini yakın akraba, % 28 ini ise uzak akrabalar oluşturuyordu.</p>
<p>Saldiri şekli</p>
<p>Cinsel saldırı  şekli  dokunma, okşama öpmeden, tecavüze kadar değişmektedir. Klinik olmayan örneklerde   anal, oral, vajinal penetrasyon  oranı  %20-40  (Finkelhor ve ark 1990; Russel, 1988; Sezgin,1993).  Bazı çalışmalarda oral, anal, vajinal giriş oranı klinik olmayan örneklerde %20-49 olarak bildirilir (Finkelhor, 1990; Russell,1988). Yasal başvuru örneklerinde bu oran % 60&#8242;ın üzerine çıkmaktadır (Elliott ve Briere,1994 Sezgin,1993).</p>
<p>Istismar süresi uzadıkça istismarin biçimi de değişmeye başlar, saldırgan cinsel yakınlığı  derece derece artırır  (Beliner ve Conte,  1990). Klinik örneklerin % 75 inde  ve klinik olmayan örneklerin yarısından fazlasında çoğul istismar oldukça sık görülmekte (Conte ve  Schuerman 1987,Elliot  ve  Briere,1994).</p>
<p>Saldırgan</p>
<p>Pek çok çalışma saldırganların tamamına yakının erkek olduğu konusunda fikir birliğine varmışlardır (Finkelhor, 1979,1984; Herman,1981;Russell,1983; Wyatt ve ark,1988). Hatta Butler (1985) bu durumu &#8220;cinsel istismarin bir cinsiyeti vardır ki bu erkektir&#8221; diye  ifade etmiştir.</p>
<p>Saldırganların &#8220;normal&#8221; insanlardan farklı, ruh hastası, alkolik, serseri oldukları  gibi bir düşünce kamu oyunda ve profesyonel çevrelerde uzun süre hakimdi. Ama  bu görüş toplumsal tarama ve klinik çalışmalarla doğrulanmamıştır (Forward ve Buck,1988). Neredeyse bütün saldırganlar doğru ve yanlışı ayırabilirler. Görüntüleri davranişlari diğer insanlar gibidir, işleri arkadaşları vardır ve topluma saygılıdırlar. Zengin ya da fakir, eğitimli veya eğitimsiz, anne ya da baba, başarılı veya başarısız, her çeşit meslek, ırk ve etnik gruptan  olabilirler. Istismarci düşünülenin aksine ağır psikiyatrik  hastalığı olan biri değildir. Belki duygusal problemleri istismar potansiyelini artırabilir fakat genellikle ensest dışı davranışları açısından diğer insanlardan farklı değildir.</p>
<p>Aile ilişkileri</p>
<p>Batı Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinde yapılan farklı çalışmalar, ensestin yaşandığı ailelerde ensestin yaşanmadığı ailelerden farklı olarak. yaşa ve cinsiyete bağlı aile içi yakınlık  kuralları bozulmuştur. Bu bakış açısını savunanlardan Briere ve Eliot (1993) aile patolojisinin enseste sebep olmadığını aksine ensest yaşantısının ailede patolojiye neden olduğunu ileri sürerler. Ensest yaşanan ailede annelerin çoğu eşleri tarafından dövülen, aşağılanan, baskı gören kişilerdir  (Finkelhor,1979; Herman ve Hirschman,1981). Ensestin yaşandığı ailelerde babanın  zorbalığı ve babalık gücü çok baskındır (Conte ve ark, 1989; Fontaine, 1988).</p>
<p>Dikkat çekici olan toplumlarda genellikle  ensest yaşayan çocuk/genç ya da annesi suçlanmaktadır: Suçlamalarada çocuk/genç ensesti  davet eder, kışkırtır, hemen söylemediği için yalan söylüyordur ya da kendi istiyordur. Aynı zamanda anneleri olayı anlayamadığı, durduramadığı, eşinin cinsel isteklerine yeterince cevap vermediği, çalıştığı için çocukları evi ihmal ettiği gibi gerekçelerle suçlanmakta. Ensest yaşatan  kişi değilde adeta  başkaları sorumludur.</p>
<p>Bütün bu ailelerin ortak özelliği ensest ilişkisinin dışında geleneksel kültür normlarına uymalarıdır. Lusting (1966) babaların, toplum gözünde ataerkil sosyal rollerini oynamaya özen gösterdiğini bildirmiştir.</p>
<p>Evde ensest yaşantısı  varsa bunun tek çocukla sınırlı kalmayıp sırasıyla evdeki bütün çocukların aynı kişi tarafından  cinsel  istismara uğradığı  sıklıkla görülmektedir.</p>
<p>Sezgin’in çalışmasında (1998) mağdurların % 50&#8217;sinin ailelerinde kendilerinden başka kişilerde cinsel istismar mağduru olmuş, bunlar   %40.6 oranında  evdeki abla veya kardeş olarak bildirilmiştir.</p>
<p>Ensesti  bildirme</p>
<p>Çok sayıdaki çalışmacıya göre cinsel istismarin rapor edilme oranı % 6-12 arasındadır (Elliott,1994; Russell,1988; Saunders ve ark, 1989).</p>
<p>Yapılan çalışmalarda   yaşanan istismarı saklama süresi çok uzundur. Kadınların ve erkeklerin %40&#8242;ı olaydan hemen sonra,   % 24 kadın ve %14 erkek daha sonra, kadınların % 36&#8217;sı, erkeklerin %46 &#8217;sı yapılan araştırmanın dataları toplanana kadar yaşadıkları cinsel istismardan  kimseye söz etmemişler (Finkelhor ve ark 1990).</p>
<p>Çocuk yaşadığı olayları büyük çoğunlukla ilk kez annesine  söyler.  Anneden sonra ikinci sırada ise çocuğun güvendiği bir aile büyüğü veya abla vardır (Sorensen ve Snow, 1991). Ülkemizde   çocuğun  güvendiği ve özellikle ensest  yaşantısını ifade ettiği önemli bir grup okul  rehber ve    danışmanlarıdır.</p>
<p>Çocuklara istismarla ilgili doğrudan soru sorulduğunda başlangıçta genellikle red ederler. Çocukların %75 inin inkar ettiği yanlızca %11&#8242;inin başlangıçta inkar etmediğini gösteren çalışmalar vardır. Çocukların  %8-22&#8217;si gerçek cinsel istismar öyküsünü bildirdikten daha sonra olmadığını söyleyip ifadelerini geri almışlar (Elliott ve Briere,1994; Sorensen ve Snow,1991).</p>
<p>Çocuklar çok küçüktür ifade edemez. Korkar, korkutulur . Rüşvet verilir  susturulur. Yapılanın normal olduğu söylenir . Çocuk yetişkini mutlu etmek ister . Suçluluk duyduğu için. tehdit  ve baskılar yüzünde  yaşadığı cinsel istismarı söyleyemez.</p>
<p>CAP ( The Kentucky Child Assault Prevention Project,1994) Amerika&#8217;da her on evden birinde ensest yaşandığını belirtmektedir.Yaşanan cinsel istismarların %50-80&#8242;i bildirilmiyor. Çocukluk çağı cinsel istismar travması yaşayanların ileriki yaşamlarında evlilik içi istismarlerıda içine alacak şekilde sıklıkla cinsel istismar mağduru oldukları bildirilmiştir (Russel,1988). Bir araştırmada 13 yaşından önce cinsel istismar mağduru olanların  % 22 si  13 yaşından sonrada başka cinsel zorlanma yaşantısı bildirilmiştir. Çalışmacılar bir kez cinsel istismar bildirenlerin ileride de istismare uğrayabildiklerine ve tekrar şikayette bulunabileceklerine dikkati çekmişlerdir (Finkelhor,1984)</p>
<p>Psikososyal etkiler</p>
<p>Ensest yaşayan bireyin tıbbi değerlendirilmesi genel fiziksel ve ruhsal sağlığının değerlendirmesini de içine alır. Ensest çoğunlukla kaygı dolu bir durumdur ve önemli sağlık problemlerine yol açar.</p>
<p>Ensestin  tanı  ve tedavisinde sağlık  personeli önemli rol oynar. Hekimler  ve hemşireler  cinsel istismarı belli edecek erken uyarı  sinyallerini  çocuğun fiziksel muayenesinde aile ve çocukla etkileşim   sırasında ortaya çıkarmakta oldukça önemli bir konumdadırlar. Ne yazık ki Türkiye’de sağlık personeli cinsel istismar konusunda genellikle yeterli bilgiye sahip değildir. Çocuk istismarla bağlantılı olarak davranış sorunları, istismara bağlı fiziksel hastalık, psikolojik veya duygusal problemler gösterebilir (Hunter ve ark,1985; Krugman 1990) Bazı çocuklar spontan olarak fiziksel muayenede istismari anlatabilir. Çocuklar daha sık gördükleri tibbi personele yabancıya olduğundan daha rahat konuşurlar. Bu görüşmelerde çocuk cinsel saldırı yaşantısı ile ilgili bilişsel, duygusal ve davranışsal gelişmesine bağlı olarak cevap  verecektir.</p>
<p>Cinsel istismarın etkileri çok çeşitli ve yaygındır. Cinsel istismar mağdurları  genellikle ruh sağlığı uzmanlarına gönderilmezler veya gitmezler.</p>
<p>Çeşitli şikayetleri yüzünden ruh sağlığı uzmanlarına gitseler bile ya istismardan  söz etmezler, ya da uzmanlar problemin sebebini uğradıkları  cinsel şiddete değil başka yerlere bağlarlar. Bu, gidilen uzmanın deneyimine bağlıdır ( Jacobson ve ark 1987; Saunders ve ark 1989).</p>
<p>1990 da Çocuk Istismarı  American Profesyoneller Topluluğu çocuklarda cinsel istismarın  psikososyal değerlendirmesiyle ilgili şu kuralları ortaya koymuştur: Cinsel istismarın akut ve uzun dönemde olumsuz psikolojik etkiler doğurduğu bilinmektedir. Bunlara terapötik yaklaşım gerekmektedir. Psikososyal değerlendirmede gelişimsel, ailevi, özgeçmişi ile ilgili faktör ve olaylar araştırılarak psikolojik uyumla ilişkileri değerlendirilir. Bu değerlendirmenin sonuçları hukuki kararlara yardımcı olabilir.</p>
<p>Olası cinsel istismarı değerlendirirken ruh sağlığı profesyonelleri  cinsel istismare uğramış bir çok çocukta görülen psikolojik belirtileri ve bilişsel reaksiyonları  göz önünde bulundurur (Mosteller, 1989). Cinsel istismarda tek bir tanı yoktur   çok  çeşitli tanıları alabilir (Renshaw, 1983). Her  ne  kadar bütün olgularda ortak bir belirti listesi yoksa da bazı sık rastlanılan semptomlar cinsel istismar yönünde kanıt sunabilir.</p>
<p>Tanıklık</p>
<p>Ensest yasal olarak  zor kanıtlanan bir olgudur. Gizlilik içinde gerçekleşir ve çoğu kez tek görgü tanığı sadece yaşayandır.</p>
<p>Uzman tanık mahkemeyi teknik, klinik veya bilimsel konularda bilgilendirebilecek özel eğitime sahip kişidir. Birey cinsel istismara uğradığını ilk önce psikoterapiste açabilir, bu itiraf geçerli bir kanıttır ve burada terapist itirafın görgü tanığıdır .. Bunun yanısıra aynı terapist bir uzman olarak da görüşlerini belirtebilir. Uzman tanık burada mahkemenin karar vermesini kolaylaştıran kişidir. Özellikle cinsel istismara uğrayan bireylerin olayı inkar etmeleri kanıtlanmış bilimsel bir olgudur (Morison  ve Greene, 1992). Mahkemenin bireyin/çocuğun bu davranışı nedeniyle suçlamadan vaz geçmesi bir bakıma bilimsel bir hatadır.</p>
<p>Sonuç  ve öneriler</p>
<p>Ensest konuşulmaktan kaçınılan ve toplumumuzda varlığı inkar edilen bir konudur. Ancak  gerçek olan ve bilinmesi gerekenler; toplumumuzda da ensest vakalarının  hiç de az olmadığı, en sık baba-kız ensestine  rastlandığı, bir çocukta istismar varsa diğer çocukların da istismar edilmiş veya edilebilecek olma riskinin yüksek olduğu, ensestin bebeklik yaşından başlayıp  uzun yıllar devam edebildiği, saldırganların çoğul istismarda bulunabildiğ, saldırganın mağdurları bazen ev içinden bazen ev dışından seçtiği, toplum ve ailenin bu durumu  görmezden  gelip üzerini kapamaya çalıştığı ve bunu yaperken ensest yaşayan kişiyi suçladığı, çaresiz durumda bıraktığı, ensestin devam  etmesine ve  saldırganın başka çocuklara da saldırabilme riskini artırdığı gerçeğinin bilinmesi gerekmektedir.</p>
<p>Ensest mağdurlarıyla çalışmada genel sorunlar :</p>
<p>Çocukluk çağı cinsel istismarının/ ensestin yaşayan üzerinde uzun ve kısa süreli  olumsuz  ruhsal etkileri bulunmaktadır</p>
<p>Yasal başvurularda ensestin varlığı  hakimler tarafından alınan ifadelerle kabul edilse bile, somut delillerin olmaması istismarin olmadığı yönünde kararların çıkmasını neden olabilmektedir, halbuki fiziki deliller olmasa da, pek çok mağdurda duygusal deliller vardır. Hakimin çelişkide kaldığı durumlarda  uzun yıllardır uygulanan adli bilirkişilik raporu gibi, ensestin yaşanıp yaşanmadığına dair psikolojik bilirkişiliğin kullanılması hem yargıya, hem adaletin gerçekleşmesine hem de mağdura çok yararlı olacaktır Maddi kanıtların olmadığı durumlarda saldırganlar fiilleri ispatlanamadığı için, rahatça toplum içinde dolaşıp, daha çok çocuğu mağdur etmeye devam edecektir. Mağdurlar mağduriyetleri kanıtlanamadığı için daha fazla mağdur olup, sağlıksız  kişiler olarak yaşamlarını sürdüreceklerdir. Gerek yasal gerek ,tıbbi, gerek  psikolojik- psikiyatrik  veya  rehberlik değerlendirmeleri sırasında  ensest mağdurunun hakları, duyguları göz önünde tutularak onu incitmeden yaklaşılması gerekir.</p>
<p>Bir felaketi kimse tek başına göğüsleyemez.  Ensest bireyi, aileyi,toplumu, gelecek nesilleri etkiler , bu sorunu tanımak, ortaya çıkarmak, sağaltmak ve önlemek konusunda meslek grupları tek başlarına  başarılı olamazlar. Bu nedenle çalışmada yer alan tüm meslek uzmanlarının  konuyla  ilgili eğitimlerden geçip  ensest vakalarıyla ilgili ortak çalışmalar yürütmesi   başarı için kaçınılmaz görünmektedir.</p>
<p style="text-align: right;">
<p><strong>Doç.Dr.Psk. Ufuk Sezgin</strong></p>
<p><strong><em>Kocaeli Üniversitesi,  “Ruhsal Travma ve Afet Çalışmaları Birimi” </em></strong></p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">KAYNAKLAR</p>
<p>Bagley,C.(1969); İncest behavior and incest taboo. Social Problems , 16 (4),505-519</p>
<p>Berliner,L ., Conte,J.R. (1990) The process of victimization: The victim&#8217;s perspective Child Abuse &amp; Neglect ;Vol.14, 29-40</p>
<p>Briere,J.,Elliot.D.M.(1993) Sexual abuse, family environment and psychological symptoms: On the validity of statistical control. Journal of Consulting and Clinical Psychology. Vol.61. No.2. American Psychological Association, Inc.pp.284-288</p>
<p>Butler, S.(1985)  Conspiracy of silence: the trauma of incest. San Francisca: Volcano Press</p>
<p>Canadian Centre for Justice Statistics. (2002). Family violence in Canada: A statistical profile 2002. Catalogue no. 85-224-XIE. Ottawa: Government of Canada</p>
<p>CAP; (1994)  The Centucky  Child Assault Prevention Project.USA.</p>
<p>Conte,J.R.,Schuerman.J.R.(1987) Factors associated with an increased impact of child sexual abuse. Child Abuse &amp;Neglect 11, 201-211</p>
<p>Conte,J.R,Schuerman. J.R,(1988) The effects of sexual abuse on children. Lasting effects of child sexual abuse (Wyatt.G.E,Powell.G.J.Ed.)</p>
<p>Conte,J.R,Wolfe,S.R.,Smith,T (1989) What sexual offenders tell us about prevention strategies. Child Abuse &amp;Neglect, 13, 293-302.</p>
<p>Crime Prevention Committee Report (1995); Combating child sexual assault-Sex offenders. Net Australia. http://www.survivors.org.au/sau.htm</p>
<p>Elliot,D.M.,Briere,J.(1994) Forensic sexual abuse evaluations of older children: Disclosures and  symptomatology. Behavioral Sciencesand the Law, 12, 261-277.</p>
<p>Elliott,D.M.,Briere,J.(1994) Forensic sexual abuse evaluations: Disclosures and  symptomatology. Behavioral Sciences and the Law, 12, 261-277.</p>
<p>Faller,K.C.(1989) The myths of the “collusive mother”: Variability in the functioning of mothers of victims of intrafamilial sexual  abuse. Journal of Interpersonal Violence, 3,190-196</p>
<p>Finkelhor,D.(1979) What’s wrong with sex between adults and children? Ethics and the problem of sexual abuse.  American Journal of Orthopsychiatry, 49,692-697</p>
<p>Finkelhor,D.,Russell,D.E.H.(1984) Women as perpetrators: Review of the evidance. In D.Finkelhor . Child sexual abuse. New theory and research pp.171-185.New York.Free Press.</p>
<p>Finkelhor,D.(1990) Early and long-term effects of child sexual abuse:An update.Professional Psychology, 21, 325-330</p>
<p>Finkelhor,D.(1994)TheInternational epıdemıology of chıld sexual abuse. Child Abuse &amp; Neglect.Vol.18.No.5.pp.409-417</p>
<p>Fontaine.J.S, (1988) Child sexual abuse and the incest taboo:Practical problems and theoretical issues. In man. Vol.23.No.1.pp.1-18, March.</p>
<p>Forward.S,Buck.C, (1988) Betrayal of Innocence. Incest and  its devastation. Penguin Books, U.S.A</p>
<p>Freud.S. Çeviri (1979) Totem ve tabu. Remzi Kitabevi. İstanbul</p>
<p>Herman.J.L, Hirshman.L (1981); Father-daughter incest. Harvard University Press. U.S.A</p>
<p>Hunter,R.S,Kilstrom,N, Loda,F. (1985) Sexually abused children:Identifying masked presentation in a medical setting. Child Abuse &amp;Neglect ,9 ,17-25</p>
<p>Jacobson,A.,Koehler,J.E.,Jones-Brown,C.(1987) The failure of routine assesment to detect histories of assault experienced by psychiatric patients. Hospital and Community Psychiatry, 38, 387-389.</p>
<p>Justice. B, Justice.R, (1979) The broken taboo: Sex in the family. New York: Human sciences Press.</p>
<p>Krugman,R.D. (1990) Physical indicators of child sexual abuse. Review of psychiatry,10, 336-344.</p>
<p>Levi-Strauss.C, (1964)  Mythological-Lecru et le Cuit, Librairie Plon.Paris-</p>
<p>Lusting.N,Dreser.J,Spellman.S,Murray.t.(1966) Incest a family group survival pattern. Archives of General Psychiatry, 14.pp.31-40. USA.</p>
<p>Malinowski.B, (1929)  The sexual life of savages in North-Western  Melanesia. Current anthropology 10;1969.</p>
<p>Morison,S.,Greene,E. (1992) Juror and expert knowledge of child sexual abuse. Child Abuse &amp;Neglect,16, 595-613.</p>
<p>Mosteller,R.P. (1989). Legal doctirines governing the admissibility öof expert testimony concerning social framework evidence. Lawand Contemporary Problems, 52, 85-132.</p>
<p>Renshaw.D.C.(1983) Understanding and treating ıncest. Phenomenology and treatment of psychosexual disorders. Ed.Fann.W.MTP Press.</p>
<p>Renvoize.J,(1983) Incest. Family pattern. Routledge and Kegan Paul. London.</p>
<p>Russell,D. (1983) The incidence and prevalence of ınterfamilial and extrafamilial sexual abuse of female children. Child Abuse &amp; Neglect, 7, 133-</p>
<p>Russell.D.E.H, Schurman.R, Trockı.K. (1988) The long term effects of incestuous abuse.  Lasting effects of child sexual abuse (Wyatt.G.E,Powell.G.J.Ed.), pp.119-134.  Sage Publication</p>
<p>Saunders,B.E.,Kilpatrick,D.G.,Resnick,H.S. (1989) Brief screening of lifetime history of criminal victimization about mental health intake. Journal of İnterpersonal Violence, 4, 267-277.</p>
<p>Seligman.B.Z, (1935) The incest taboo as a social regulation. Sociological Review 27. Brithish Journal of Psychology</p>
<p>Sezgin.A.U.(1993) Ensestin psikosoyal ve adli yönden incelenmesi. Ist. Ün. Adli Tıp Enstitüsü.Yayınlanmamış yüksek lisans “tezi. Istanbul.</p>
<p>Sorensen,T.,Snow,B.(1991) How children tell:The process of disclosure in child sexual abuse. Child Welfare League of America, 70,3-15.</p>
<p>Wiehe, V (1998). Understanding family violence. Thousand Oaks, California: SAGE Publications, Inc.Wyatt.G.E,Mıckey.M.R, (1988) The support by parents and others as it mediates the effects of child sexual abuse. Sage Publication.</p>
<p>World Health Organization –WHO (2004)  Preventing violence</p>
<p>World Health Organization (2005) Milestones of a Global Campaign for Violence Prevention 2005: Changing the face of violence prevention http://whqlibdoc.who.int/publications/2004/9241592079.pdf</p>
<p>http://whqlibdoc.who.int/publications/2005/9241593555_eng.pdf</p>
<p>Wyatt.G.E,Powell.G.J.(1988) Identifying the lasting effects of child sexual abuse . 7-10 Lasting effects of child sexual abuse (Wyatt.G.E,Powell.G.J.Ed.) Sage Publication</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/ensest/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bağımlılık Sorunu</title>
		<link>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/bagimlilik-sorunu/</link>
		<comments>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/bagimlilik-sorunu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 13:13:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.shibumidojo.org/cocukplatformu/?p=55</guid>
		<description><![CDATA[Alkol, uyuşturucu ve uyarıcı  maddeler cinsi ne olursa olsun özellikle çocuk ve gençler için tehlikeli.  Çünkü bu maddelerin sadece  bedensel değil, psikososyal etkileri  insanın tüm yaşamını etkilemektedir. Alkol ve uyuşturucu kullanımına  bağlı eğitimdeki gecikmeler, sosyal hayatta olumsuz ilişkiler çocuğun  ve gencin tüm  yaşamını geri dönüşümsüz bir şekilde etkilemektedir.  Tüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Alkol, uyuşturucu ve uyarıcı  maddeler cinsi ne olursa olsun özellikle çocuk ve gençler için tehlikeli.  Çünkü bu maddelerin sadece  bedensel değil, psikososyal etkileri  insanın tüm yaşamını etkilemektedir. Alkol ve uyuşturucu kullanımına  bağlı eğitimdeki gecikmeler, sosyal hayatta olumsuz ilişkiler çocuğun  ve gencin tüm  yaşamını geri dönüşümsüz bir şekilde etkilemektedir.  Tüm bunlara suç işleme ve cezaevi yaşantısı eklendiğinde, gelişim  süreci iyice bozulmaktadır.<span id="more-55"></span></p>
<p>Ülkemizde bağımlılık sorununun  arttığı aşikardır. Tüm bilimsel araştırmalar, uyuşturucu kullanımının  arttığını gösteren sonuçlara ulaşmaktadır. Yaygınlığın özellikle  kentleşme ile koşut geliştiği göz önüne alındığında, ülkemizde  bu sorunun artacağı da kolaylıkla söylenebilir.</p>
<p>Alkol ve uyuşturucu kullanımının  tek başına yarattığı sorunların dışında diğer toplumsal  sorunlara yaptığı olumsuz katkı da hatırlanmalıdır.  Suçluluk, istismar, bulaşıcı hastalıklar gibi sorunların  da temel kaynağını alkol ve uyuşturucu kullanımın önemli  rolü ve birlikteliği vardır.</p>
<p>Alkol ve uyuşturucu bağımlılığı  önlenebilir ve tedavi edilebilir bir durumdur. Etkinliği kanıtlanmış  yöntemler uygulandığı takdirde, çocukların ve gençlerin  kullanmaması sağlanabilir veya deneyenlerin bağımlı hale  gelmesi önlenebilir.</p>
<p>Alkol ve uyuşturucu bağımlılığı  birçok faktörden kaynak almaktadır. Bağımlılığın başta eğitim,  psikolojik, tıbbi, sosyolojik, güvenlik, hukuki olmak üzere birçok  boyutu vardır. Çözümde tüm boyutların üstünde durulması gerekir.</p>
<p>Bu kadar farklı boyutları  olan durumların çözümünde devlet kurumlarının katkısı zorunludur.  Çözümde devletin rolü çok önemlidir. Ancak devlet kurumlarının  tek başına da çözebileceği bir sorun değildir. Bu nedenle devlet  kurumlarının başta sivil toplum örgütleri olmak üzere üniversiteler  gibi birçok kurum ve kişiyi de yanına alması zorunludur. Sivil toplum  örgütleri veya üniversiteler devlete değil, devlet bu kurumlara  destek olmalı ve çalışmalara katılmalarını özendirmelidir. Koordinasyon,  destek ve temel imkanların sağlanması devletin temel görevleridir.</p>
<p>Tüm bu çalışmaların ciddiyet  ve samimiyet içinde yapılması gerekir. Ciddi olunmalıdır  çünkü bu bir yatırım işidir ve mucizevi bir çözüm yöntemi  yoktur. Örneğin okullarda 1 saat seminer vererek sorun çözülmez.  Samimiyet gerekir çünkü sadece eleştirilerden kurtulmak veya iş  yapmış olmak için değil gerçekten sorunu çözmek için planlamaların  ve etkinliklerin yapılması şarttır.</p>
<p>Hiç kullanmayanların  kullanmasını önlemeye yönelik önleme yöntemleri dışında  deneyenlerin bağımlı olmasını önleyecek kurumlar oluşturulmalıdır.  Bu tür kurumlar, tedaviden ziyade gerçek bir önleme yöntemidir.</p>
<p>Önleme hiçbir özel sektör  kurumu için karlı bir iş değildir. Bağımlıların ekonomik durumu  zayıf olduğu için yine özel sektörün heves duyabileceği bir iş  de olamaz. Öte yandan devletin bürokrasisi gibi kuralları bu çocuk  ve gençlere iyi gelmemektedir. Bu nedenle sorunun çözümü, devletin  temel desteğini vermesi ve diğer kurumları işin içine aktif olarak  katması ile mümkün olabilir.</p>
<p>Doç. Dr. Kültegin Ögel</p>
<p>Yeniden Derneği</p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;">Acıbadem Üniversitesi</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/bagimlilik-sorunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocukların Adı &#8220;Bugün&#8221; dür</title>
		<link>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/cocuklarin-adi-bugun-dur/</link>
		<comments>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/cocuklarin-adi-bugun-dur/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 13:04:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.shibumidojo.org/cocukplatformu/?p=50</guid>
		<description><![CDATA[Birçok  hatamız ve kusurumuz var, ama en çok  çocukları, yani yaşamın pınarını  ihmal ettiğimiz için suçluyuz. Pek  çok şey bekleyebilir, çocuklar bekleyemez. Tam da  şimdi kemikleri biçimlenmekte, kanı  oluşmakta, duyuları gelişmektedir. Ona  “yarın” diye yanıt veremeyiz.  Çocuğun adı “bugün”dür. 
Gabriela Mistral
“Sağlığın  doğuştan kazanılan bir hak olması gerekliliği” [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Birçok  hatamız ve kusurumuz var, ama en çok  çocukları, yani yaşamın pınarını  ihmal ettiğimiz için suçluyuz. Pek  çok şey bekleyebilir, çocuklar bekleyemez. Tam da  şimdi kemikleri biçimlenmekte, kanı  oluşmakta, duyuları gelişmektedir. Ona  “yarın” diye yanıt veremeyiz.  Çocuğun adı “bugün”dür. </em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Gabriela Mistral<span id="more-50"></span></em></p>
<p align="justify">“Sağlığın  doğuştan kazanılan bir hak olması gerekliliği” belki de en çok  çocuklar söz konusu olduğunda anlam kazanıyor. Aslında daha da  ileri giderek sağlığın doğmadan önce, ana karnına düşülen  andan itibaren bir hak olması gerekliliğinden söz etmeliyiz. Çünkü  yaşam bir bütün ve bu bütünlüğün başlangıç noktası çocuğun  yaşamının ilk gününden de gerilerde saklı. Ne demek istediğimi  açmalıyım belki de. </p>
<p align="justify">Bir bebeğin  nasıl bir ülkede, hangi sınıfsal koşullarda dünyaya geldiği,  yaşamının geri kalanını nasıl geçireceğini de belirlemektedir.  İşsizlik, yoksulluk, bulaşıcı hastalık riskleri, hizmete erişim  sorunları, daha dünyaya gelmeden çocukların eşitsizliklere maruz  kalmasını biçimlendirmektedir. Afrika’da HIV pozitif bir anneden  doğmak, yaşamın ilk beş yılını bile görememek, daha bebekken  öksüz kalmak demektir. İşsiz anne babanın, esnek çalışan işçinin,  yoksul ve topraksız köylünün çocuğu olmak hayata yenik başlamak  demektir… Çevresel kirlilik, çatışma koşulları, ekonomik eşitsizlikler  ve sömürü çocukların yaşam haklarını doğrudan ya da dolaylı  olarak, ama mutlaka sınırlamaktadır. </p>
<p align="justify">Eşitsizlikler  anne karnında başlamaktadır. Anne karnındaki beslenme ve gelişme  süreci, çocuğun yaşam boyu performansını etkileyebilecek boyuttadır.  Bebeğin yaşamın ilk iki yılında iyi beslenmesi ise özellikle beyin  gelişimi açısından yaşamsal öneme sahiptir. Yaşamının ilk iki  yılında olması gereken biçimde beslenemeyen bir bebek, tüm yaşamını  “ikincil” konumda geçirmeye mahkûm olacaktır. Kötü beslenen  bebeğin elinden, hiç belli etmeden, yeteneklerini geliştirme, eğitim  görebilme, kendini ifade etme hakları alınmaktadır. O bebek görünmez  bir el tarafından piyasaya ucuz emek olmaya itilmektedir. Bulunduğu  konumu sorgulama yetisi ise yaşamının ilk iki yılında kötü beslenerek  zaten gasp edilmiştir. </p>
<p align="justify">Günümüzde  yaşam “piyasa” metaforu ile açıklanmaya kalkışılmaktadır.  Su kaynaklarından, tarımsal üretime, sağlık hizmetlerinden eğitime  dek uzayan bir yelpazede yaşamımızın tüm alanlarına piyasalaşma  egemen olmuş durumdadır. Piyasa karın maksimize edilmesine odaklanırken,  kimlerin aşıya erişebildiği, kimlerin eğitim olanaklarından yararlanabildiği,  kimlerin tedavi olabildiği, kimlerin yaşayabildiği ile ilgilenmez.  Çünkü piyasanın mantığına göre, hastalıktan ve sağlıktan  birey sorumludur. Hastalık varsa, hastalanmaya giden süreçte “kusur  bireyseldir” yaklaşımı egemen olmaktadır. Bu yaklaşım devletin  sosyal sorumluluklarından sıyrılıvermesini kolaylaştırmakta, risk  etkenlerinden korunmaktan, sigorta primini ödemeye her türlü sorumluluk  bireyselleştirilmektedir. Yoksul bir aileye doğan, yeterince beslenemeyen,  hastalanan, erkenden yaşamlarını yitiren bebekler de bu yaklaşımla  suçlu kurbanlardır. Onlar değilse anne ya da babaları suçludur.  Piyasa meseleye böyle bakmaktadır.</p>
<p align="justify">Toplumsal eşitsizliklere  karşı mücadele etmek en çok çocuklarımız için boynumuzun borcudur.  Sağlığın piyasa dinamiklerine terk edilmemesi en çok çocuklarımızın  geleceği için gereklidir. Yarınımız olan çocuklarımıza “yarın”  diyemeyiz. Onların adları “bugün”dür. Çünkü bugün yapmadığımız,  ya da eksik yaptığımız her şey onların yarınlarından çalmaktadır. </p>
<p style="text-align: right;">
<p style="text-align: right;">Feride Aksu  Tanık</p>
<p style="text-align: right;">TTB II. Başkanı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/cocuklarin-adi-bugun-dur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Suça Yönelme ve Önleme</title>
		<link>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/suca-yonelme-ve-onleme/</link>
		<comments>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/suca-yonelme-ve-onleme/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 13:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.shibumidojo.org/cocukplatformu/?p=47</guid>
		<description><![CDATA[Çocukların  ‘suça sürüklenmesi’ önlenebilir!
Günümüzde çocukların,  gelişimlerinin ‘özel’ bir evresinde olmaları ve içinde yaşadıkları  sistemlerin (aile, akran grubu, okul, çalışma yaşamı, sosyal ekonomik  politikalar vb.) onların yararına işlememesi sonucu suça sürüklendikleri  konusunda görüş birliği var. Dolayısıyla çocukların suça yönelmesinin,  sürüklenmesinin başka bir ifadeyle kanunlarla ihtilaf haline gelmelerinin  çok faktörlü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><strong>Çocukların  ‘suça sürüklenmesi’ önlenebilir!</strong></p>
<p align="justify">Günümüzde çocukların,  gelişimlerinin ‘özel’ bir evresinde olmaları ve içinde yaşadıkları  sistemlerin (aile, akran grubu, okul, çalışma yaşamı, sosyal ekonomik  politikalar vb.) onların yararına işlememesi sonucu suça sürüklendikleri  konusunda görüş birliği var. Dolayısıyla çocukların suça yönelmesinin,  sürüklenmesinin başka bir ifadeyle kanunlarla ihtilaf haline gelmelerinin  çok faktörlü bir olgu olduğu ve sadece kriminoloji, hukuk, sosyoloji  değil sosyal hizmet, psikoloji, çocuk gelişimi vb. daha birçok disiplinin  konusu olduğu kabul ediliyor.<span id="more-47"></span></p>
<p align="justify">Çocukların suça  yönelmesi bir sonuçtur! Bu nedenle bir çocuğun suça yönelmesiyle  ilgili sürecin bütünsel bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerekir.  Eko sistem perspektifi olarak adlandırılan bu yaklaşım, birey ve  çevre etkileşimini temel alan, yaşanan durumların birey ve çevre  etkileşimindeki sorunlardan kaynaklandığını vurgulayan bir bakış  açısı getirir. Böyle bir bakış açısı, çocukların suça yönelmesini,  çocukların bireysel özellikleri ve patolojileriyle açıklamak yerine,  sistemlerin etkili işlemeyişi ya da fonksiyonel olmayışı ile açıklar.  Söz konusu sistemler çocuk ve aile (Mikro Sistemler); okul, akran  grubu, işyeri, boş zaman değerlendirme (Mezzo Sistemler); toplumun  sosyal ve ekonomik politikaları, eğitim, sağlık, sosyal refah sistemi,  çocuk adalet sistemi, medya vb. (Makro Sistemler) olmak üzere birbiriyle  ilişkilidir.</p>
<p align="justify"><strong>Nasıl  önleyebiliriz?</strong></p>
<ul type="DISC">
<li>Her bir çocuğa özgü    bireysel özellikler, gelişimsel durumlar (ergenlik dönemi ve yabancılaşma    vb.) ve aile sistemine ilişkin faktörler (aileye bağlılık veya    yabancılaşma, ailenin reddedici ve kısıtlayıcılığı, aile içi    disiplin, ailedeki rol modelleri, evden kaçma, parçalanmış aile    vb.) gibi <strong>mikro sistemlerde,</strong></li>
<li>Okul (okul olanağının    olmaması, başarısı, ortamı ve yapısı, okula karşı tutum ve    bağlılık, okulda damgalanma, okuldan kaçma vb.), akran grubu (akran    grubunun norm ve değerlerine bağlılık, akran grubunun özellikleri    vb.), çalışma yaşamı (küçük yaşta çalışma hayatına atılma,    işyerindeki gözetim ve kontrolün azlığı, rol modelleri, oyun gereksinimi    vb.), boş zamanı değerlendirme olanakları (serbest hareket etme    veya gözetimin azlığı, can sıkıntısı vb.) gibi <strong>mezzo sistemlerde</strong>,</li>
<li>Toplumun sosyal ve ekonomik    politikaları, toplumun yapısı, çocuğa ayrılan bütçe, sosyal    refah hizmetleri, çocuk adalet sistemi, çocukla ilgili kurumlar arasındaki    işbirliği ve eşgüdüm, göç, medya vb. gibi <strong>makro sistemlerde</strong></li>
</ul>
<ul>
<p align="justify">çocuğun yararını  gözetmeyen durumların giderilmesi için özel hizmet ve programlara  gereksinim vardır. Bu hizmet ve programların geliştirilmesi ise toplumdaki  ilgili tüm sektörlerle işbirliği ve eşgüdümün sağlanması,  kaynakların artırılması ve tüm bunlara ilişkin mevzuat düzenlemeleriyle  ilgilidir.</p>
</ul>
<p>Sonuç olarak  çocukların suça yönelmesi veya bu çocukların toplumla bütünleşmesi,  çocuğun içinde yaşadığı hiçbir sistemden bağımsız değildir.  Suça yönelen çocukların sayısı, Türkiye’de çocukların suça  yönelmesinin önlenmesi konusundaki yaklaşım, politika, kaynak dolayısıyla  da hizmet ve programların yetersiz ve dağınık olduğunun bir göstergesidir.  Sağlık, çalışma, eğitim, adalet, sosyal refah alanları arasında  işbirliği ve eşgüdüm sorunları vardır. Bunları görmezden gelerek  toplumun refahı ve düzeni için konulmuş kurallara uyumsuzluğun  bedelini, bir ‘günah keçisi’ gibi suça yönelmiş çocuğa ödetmek  yerine, çocuğun suça yönelmesinde etkili olan sistemlerle ilgili  sorumluluk sahiplerinin çocukların yararını gözeterek ve çocukları  koruyarak yükümlülüklerini yerine getirmeleri gerekir.</p>
<p>Yazan: Emrah Kırımsoy</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onlemeplatformu.org/2009/11/04/suca-yonelme-ve-onleme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklara Yönelik Riskler</title>
		<link>http://www.onlemeplatformu.org/2009/10/26/cocuklara-yonelik-riskler/</link>
		<comments>http://www.onlemeplatformu.org/2009/10/26/cocuklara-yonelik-riskler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2009 19:03:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.shibumidojo.org/cocukplatformu/?p=42</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklar sadece bazı toplumsal durumlarda (eğitimsiz/yoksul aile gibi) değil, toplumun genelinde risklere açık olarak yaşamaktadır.
I. Devletin çocuğa bakış açısı ve çocuklara yönelik yükümlülüklerini yerine getirirken izlediği politikaların aşağıda sıralanan sonuçları çocuklara yönelik riskin ana zemini oluşturmaktadır:
• Devletin, çocuğu yurttaş olarak hak sahibi bir birey konumunda  görmeyip onunla sadece korunmaya muhtaç olduğu noktadan ilişki kuran bir sistemi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklar sadece bazı toplumsal durumlarda (eğitimsiz/yoksul aile gibi) değil, toplumun genelinde risklere açık olarak yaşamaktadır.</p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>I.</strong></span> Devletin çocuğa bakış açısı ve çocuklara yönelik yükümlülüklerini yerine getirirken izlediği politikaların aşağıda sıralanan sonuçları çocuklara yönelik riskin ana zemini oluşturmaktadır:<span id="more-42"></span></p>
<p>• Devletin, çocuğu yurttaş olarak hak sahibi bir birey konumunda  görmeyip onunla sadece korunmaya muhtaç olduğu noktadan ilişki kuran bir sistemi benimsemiş olması; riskleri önceden gören ve önlemeye yönelik çalışan bir sistemin olmaması,</p>
<p>• Çocuğun gereksinimi olan ortamların   desteklenmemesi, risklere karşı olumluyu özendiren ya da ortaya koyan ortamların ve mekanizmaların olmaması,</p>
<p>• Hizmetlerin ve kaynakların planlanmasında bütün çocukların gelişim ve topluma katılımlarına yönelik gereksinimlerinin öncelikli olarak dikkate alınmaması ve bu ortamların <strong>(hamilelikten itibaren izleme ve destekleme hizmetleri, anne baba okulları,okul öncesi eğitim hizmetleri, okul saatleri sonrası sosyal kültürel merkezler, parklar, oyun ve spor alanları, yetenek ve becerilerini geliştirme merkezleri)</strong> yeterince olmaması,</p>
<p>• Tüm çocukların  gelişim ve topluma katılım sürecindeki gereksinimleri dikkate alan bir çocuk politikası olmaması,</p>
<p>• Özgürlükçü – eşitlikçi olmayan; otoriter, baskıcı ve sorgulatmayan yöntemleri tercih eden ve çocuk gerçeğini görmezden gelen eğitim politikaları ve eğitim sistemine bağlı  olarak eğitim kurumlarının ihtiyaca cevap verebilecek nitelikte olmaması,</p>
<p>• Sosyal  yardım sisteminin hak temelli örgütlenmemiş olması,</p>
<p>• Çocuğun korunma ihtiyacını gidermeye yönelik olarak kurum bakımının yaygın olarak kullanılması, aile ve aile tipi bakımı güçlendirecek hizmetlerin yeterince varolmaması,</p>
<p>• Çocukların bir arada yaşadıkları kurumlarda, birlikte bulundukları okul gibi ortamların çocuklara yönelik riskleri fark edecek ve önleyecek biçimde tasarlanmamış olması,</p>
<p>• Çocuklara yönelik hizmetlerde çalışan personele riskleri erken fark etme ve etkili müdahale etme becerilerini geliştirecek desteklerin ve özlük haklarının yeterince sağlanmaması.</p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>II.</strong></span> Toplumsal sorunlar en çok çocukları olumsuz etkilerken, bazı toplumsal değerler  ya da kurumlar da çocuklar için riskli olabilmektedir:</p>
<p>• Sosyo – ekonomik güçlüklerin yarattığı riskler ve risk ortamları: işsizlik, savaş, göç/mültecilik, azınlık gruplarına mensup olmak gibi yapısal eşitsizlikler,</p>
<p>• Şiddetin meşrulaştırılması ve olağanlaştırılması; çocuğun içine doğduğu veya ait olduğu sosyal çevrenin istismar edici nitelikteki yapıları, onları bedensel ve ruhsal  olarak yaralayıcı cezalandırma, öldürme hakkı veren töreler ve bunu destekleyen özlü sözler ile pekiştirilen  kültürel normları ve çocukla ilgili geleneksel düşünme biçimleri, yetiştirme tutumları,</p>
<p>• Toplumsal değerleri çarpıtan, cinsellik ve şiddet görüntüleri içeren, çocukları tüketimin hedef kitlesi haline getiren ve cinsel yönden objeleştiren, bunun yanında topluma yönelik tehdit gibi gösterip önyargılar oluşturan yazılı ve görsel yayınlar.</p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>III.</strong></span> Çocuğu bakıp, gözetmek, hayata hazırlamak yükümlülüğünü temelde aile taşırken bu yükümlülüğü desteklemesi ve kolaylaştırması gereken devletin bunu değerlendirmekte ve yerine getirmekte yetersiz kalması (çocuklara ve ailelerine yönelik sosyal destek sisteminin yetersiz olması) aşağıdaki durumları çocuklara yönelik risk faktörleri haline getirmektedir:</p>
<p>• Aile içi şiddet ve geçimsizlik, iletişimsizlik, yetersiz ebevyn tutumları, ebeveyn-çocuk arasındaki bağlanma bozuklukları,</p>
<p>• Anne ya da baba ölümleri, terkleri, boşanmalar, üveylik ve evlatlık durumları,</p>
<p>• İstenmeyen gebelik, gayri meşruluk,</p>
<p>• Sık ve erken doğum,</p>
<p>• Ergenlik çağında (20 yaş altı) anne – babalık</p>
<p>• Ailede ruhsal ya da bedensel süreğen hastalıklı veya engelli bireylerin  olması,</p>
<p>• Ailede alkol ve madde bağımlısı bireylerin olması,</p>
<p>• Çocuklarda görülen gelişimsel, ruhsal bozukluklar ve engellilik durumları.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onlemeplatformu.org/2009/10/26/cocuklara-yonelik-riskler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğun Cinsel İstismarı Nasıl Önlenebilir?</title>
		<link>http://www.onlemeplatformu.org/2009/09/20/cocugun-cinsel-istismari-nasil-onlenebilir/</link>
		<comments>http://www.onlemeplatformu.org/2009/09/20/cocugun-cinsel-istismari-nasil-onlenebilir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2009 16:01:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.shibumidojo.org/cocukplatformu/?p=18</guid>
		<description><![CDATA[Çocuğun kişilik yapısı ve ruhsal gelişimi, çevresindeki kişilerin onunla kurduğu iletişim ile oluşur. Çocuğun cinsel istismardan korunmasında başta ailesi  olmak üzere çevresiyle sağlıklı iletişim içinde olması önemlidir.  Cinsel istismarı önlemede en temel yaklaşım  cinsel eğitimdir. Eğitim, çocuğun yakın çevresindeki kişiler tarafından aşamalar halinde verilmelidir. Bu konuda en büyük görev öncelikle aileye düşmektedir. Cinsel  konular toplumumuzda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Çocuğun kişilik yapısı ve ruhsal gelişimi, çevresindeki kişilerin onunla kurduğu iletişim ile oluşur. Çocuğun cinsel istismardan korunmasında başta ailesi  olmak üzere çevresiyle sağlıklı iletişim içinde olması önemlidir.  Cinsel istismarı önlemede en temel yaklaşım  cinsel eğitimdir. Eğitim, çocuğun yakın çevresindeki kişiler tarafından aşamalar halinde verilmelidir. Bu konuda en büyük görev öncelikle aileye düşmektedir. Cinsel  konular toplumumuzda halen bir tabu olarak görüldüğünden ailelerin de  konuya nasıl yaklaşacakları konusunda  eğitimli profesyonellerden destek almaları gerekmektedir.<span id="more-18"></span></div>
<p>Bu eğitimler sayesinde ailelerin çocukla daha rahat iletişime geçebileceği,  anne ve babanın koruyucu olmaları yanı sıra yeri geldiğinde    bir sırdaş olabileceği, çocukların her konuyu kendileri ile  paylaşması gerektiği bilincinin daha kolay  aktarılacağı düşünülmektedir. Çocuklara kendilerine istemedikleri bir davranış yapılması durumunda “hayır” diyebilmeyi, iyi ve kötü dokunma kavramlarını öğretmek ve kötü dokunma olarak nitelendirilebilecek bir olayla karşılaştıklarında nasıl davranmaları gerektiğini uygun bir dille ifade etmek eğitimin ana amacı olmalıdır. Aile içinde verilen bu bilgilerin okullarda da pekiştirilmesi gerekmektedir. Cinsel eğitimin müfredatlara girmesi, istismarla ilgili görsel eğitimlerin  planlanması ve çocuk hakları hakkında bilgilendirme etkinlikleri yürütülmesi önemlidir.<br />
Çocuk alanında çalışan profesyonellerin istismara etki eden risk etmenlerini  erken fark etme ve etkili müdahale konusunda bilgi ve becerilerini arttırmaya yönelik eğitim verilmesi de bu konunun en önemli noktalarından bir tanesidir.<br />
Günümüzdeki en büyük sorunlardan biri olarak da iletişim olanaklarına erişimin kolaylığı nedeniyle (internet,tv) bunlara yönelik gerekli önlemlerin hem aile hem devlet kanalı ile önlenmesidir. İstismarcılara verilecek cezaların da etkili ve indirimden faydalanmayacak şekilde düzenlenmesi de bu olayın önlenmesi konusunda etkili olacaktır.<br />
Çocuğun İhmali Nasıl Önlenebilir?</p>
<p>Çocuk ihmalini önlemede en önemli adım çocuğun da toplumda bir birey olduğu bilincinin yerleştirilmesi ile gerçekleşecektir. Bunun için öncelikle ailelerin bu konuda duyarlılık ve farkındalıklarının geliştirilmesi önemlidir.  Ailelere ve topluma çocuğun gelişim döneminde yaşayacağı  olayların ilerdeki yaşamını etkileyeceğini anlatmak  gerekir. Bu yaklaşımla ailelere gerekli eğitimlerin verilmesi, istendiği zaman ve istenilen oranda çocuk sahibi olmanın öneminin vurgulanması  gerekmektedir. Hatta bunun devlet politikası haline getirilerek her kurumda buna yönelik gerekli girişimlerde bulunulmalıdır.Özellikle sağlık kuruluşlarında anne eğitimlerinin yanında baba eğitimlerine de özen gösterilmesi, bu konularda yasal izin süreçlerinde destek olunması gerekmektedir.Toplumda çocuk ihmali konusunda gerekli bilinç oluşturularak ihmale uğrayan çocukların bildiriminin yapılacağı tek bir merkezin faaliyete geçirilmesi ve bu konularda herkesin duyarlı olmasının sağlanması gerekmektedir.<br />
Çocukların çalıştırılmaması için özen gösterilmesi, caydırıcı olması yönünden çocukları çalıştıran  iş yerleri ve aileler için yasal yaptırımların özenle uygulanması gerekmektedir. Devletin koruması altında  bulunan çocukların da bulunduğu koşulların düzeltilmesi ve bu kurumlarda görev yapan personelin  çocuk  psikolojisine uygun kişilerden seçilmesine önem verilmesi ve kurumlarda sık personel yer değiştirmelerinin önüne geçilmesi gerekmektedir.<br />
Çocuk hakları ihlaline yönelik herhangi bir olayın çocuğun doğrudan ismi geçmese de yazılı ve  görsel medyada baş harflerinin verilerek yer alması ailenin diğer fertlerinin belirtilmesi veya ayrıntılı adres bilgilerinin verilmesi ile çocuğun teşhir edilmesinin önüne geçilmelidir. Diğer önemli bir konu da özellikle kız çocuklarımız başta olmak üzere çocukların eğitim hakkından  tam ve nitelikli  bir şekilde yararlanmalarının  sağlanmasıdır.</p>
<p>Figen Şahin<br />
Gazi Üniversitesi Çocuk Koruma Merkezi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onlemeplatformu.org/2009/09/20/cocugun-cinsel-istismari-nasil-onlenebilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Okullarda Çocuğun Beden, Duygu ve Ruh Sağlığının İhmali, İstismar ve Şiddetten Korunması</title>
		<link>http://www.onlemeplatformu.org/2009/09/20/okullarda-cocugun-beden-duygu-ve-ruh-sagliginin-ihmali-istismar-ve-siddetten-korunmasi/</link>
		<comments>http://www.onlemeplatformu.org/2009/09/20/okullarda-cocugun-beden-duygu-ve-ruh-sagliginin-ihmali-istismar-ve-siddetten-korunmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2009 15:56:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.shibumidojo.org/cocukplatformu/?p=16</guid>
		<description><![CDATA[Son yıllarda yapılan çeşitli araştırmalar, Türkiye’de çocukların şiddetle karşılaştıkları yerler arasında okulun ilk sıralarda geldiğini gösteriyor. Dayak, kabadayılık, akran zorbalığı, tehdit, alay, taciz, vs., okullardaki şiddet, ihmal ve istismar eylemlerinin başlıca örnekleri. Çocukların eğitim süreç ve ortamlarında ihmal ve istismarla karşılaşması, eğitim hakkının da ihlali anlamına gelir. İhmal ve istismar, okula devam ve eğitimde başarı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda yapılan çeşitli araştırmalar, Türkiye’de çocukların şiddetle karşılaştıkları yerler arasında okulun ilk sıralarda geldiğini gösteriyor. Dayak, kabadayılık, akran zorbalığı, tehdit, alay, taciz, vs., okullardaki şiddet, ihmal ve istismar eylemlerinin başlıca örnekleri. Çocukların eğitim süreç ve ortamlarında ihmal ve istismarla karşılaşması, eğitim hakkının da ihlali anlamına gelir. İhmal ve istismar, okula devam ve eğitimde başarı gibi alanlarda olumsuz sonuçlar doğurabilir ve sadece eğitime erişim hakkının önünde engel teşkil etmez. Çocukların saygı görmedikleri bir eğitim ortamı da ciddi bir hak ihlalidir.<span id="more-16"></span></p>
<p>Okul düzeyinde baktığımızda, eğitim sisteminin çocukları ihmal ve istismardan korumak için kullanılabilecek unsurlarının her okulda aynı düzeyde harekete geçirilmesinin olası olmadığını görürüz. Örneğin, yetersiz kaynaklar ve kalabalık sınıf mevcutlarına sahip okullarda öğrenciler, ne idare ne de öğretmenler ve psikolojik danışman ve rehberlerden hak ettikleri bireysel ilgiyi görebilir. Bu bir yandan, zaten eğitim hayatını dezavantajlı bir biçimde sürdüren öğrencilerin yeni olumsuzluklara maruz kalmasını kolaylaştırır; öbür yandan ihmal ve istismar durumlarının sonucu olarak yeni dezavantajlı gruplar oluşmasına yol açar.</p>
<p>BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (ÇHS), çocukların ihmal, istismar ve şiddetten korunması bakımından önemli hükümlere sahiptir. Bu çerçevede, eğitim hakkıyla da doğrudan bağ kurulmuştur. Sözleşmenin eğitim hakkını düzenleyen maddesinde, okul disiplininin, çocuğun insanlık onuruyla bağdaşır biçimde ve sözleşmeye uygun olarak yürütülmesi için taraf devletlerin her türlü önlemi alması gerektiği belirtilir. BM Çocuk Hakları Komitesi (ÇHK), bu paragrafın devletlere, eğitimde bedensel ceza ve diğer her türlü aşağılayıcı ve zararlı disiplin önlemini yasaklama yükümlülüğü getirdiğine işaret eder. Ayrıca komite, okullarda uygulanan öğretim yöntemlerinin sözleşmenin ruhuna uygun olmasını, çocukların okul ortamında kararlara katılımının artırılmasını ve hak ihlali durumunda, hangi sınıfta olursa olsun bütün öğrenciler tarafından ulaşılabilir bir şikayet kanalının bulunmasını, okullarda kötü muamele ve fiziksel cezanın önlenmesinin gerekleri olarak kabul eder.</p>
<p>Eğitim içeriği ve ortamının rolü hiç şüphesiz hem akran istismarının önlenmesinde hem de bu sorunların ortaya çıkmasına katkıda bulunan geleneksel anlayış ve uygulamaların geleceğe taşınmamasında çok büyüktür. Genel olarak çocuk hakları ve özelde ihmal ve istismardan korunmaya dönük bir duyarlılıkla hazırlanmış bir müfredat, uluslararası insan hakları komitelerince sıklıkla vurgulanır. Müfredat çeşitli açılardan önemli bir önleyici role sahiptir. Örneğin, müfredatın daha çekici kılınması çocukların ekonomik sömürüden korunma hakkını düzenleyen ÇHS Madde 32. bağlamında önerilmiştir. Konuya ilişkin diğer bir dizi önlem, okula düzenli devamı sağlamak ve okulu terki engellemek amaçlıdır. Müfredat yoluyla alınabilecek diğer bir önlem, ÇHS Madde 33’te ele alınan yasadışı madde kullanımına karşı korunmadır. Bu çerçevede taraf devletler, okullarda bu maddeler karşı etkili eğitim programları düzenlemekle yükümlüdür.</p>
<p>Bu konuda müfredat bağlamında özellikle değerlendirilmesi gereken iki alan sağlık eğitimi ve cinsel eğitimdir. Sağlık eğitiminin geliştirilmesi ve okul hayatı boyunca müfredatta yer alması; sağlık derslerinin zorunlu olması; cinsel yolla bulaşan hastalıkları da kapsayacak biçimde cinsel eğitim verilmesi; çocukların pornografik materyallere erişiminin engellenmesi ve bu konularda bilgilendirilmesi; cinsel sömürüye karşı mücadele bağlamında, akran eğitim programları ve izleme sistemleri kurulması ve uygulanması, çocukların istismardan korunması bakımından kayda değer önlemler olarak öne çıkar.</p>
<p>Eğitim süreç ve ortamlarında çocuk ihmal ve istismarının nasıl önlenebileceğine ilişkin dört gereksinime dikkat çekmekte yarar vardır: Bedensel ceza ve şiddetin her türünün yasaklanması, çocuğun güvenliğinden, eğitiminden ve sağlığından sorumlu kişilerle eğitimler, okullarda düzenli sağlık taramaları yapılması ve mevzuatın caydırıcılığının güçlendirilmesi.</p>
<p>Türk hukukunda eğitimde bedensel cezayı doğrudan yasaklayan bir düzenlemenin bulunmadığı ve bu anlamda çocuğa yönelik şiddetin çeşitli biçimlerinin hukuka aykırı olmadığı söylenebilir. Bu konuda ÇHK’nın Türkiye’ye tavsiyesi, bedensel cezanın kötü etkilerine yönelik farkındalığı artırmaya yönelik önlemler alınması, sözleşmeye uygun ve çocuğun onuruna saygılı alternatif disiplin biçimleri geliştirilmesi ve okullarda ve diğer kurumlarda bedensel ceza yasağının güçlendirilmesi olmuştur.</p>
<p>Eğitimciler ve kolluk güçleri, sosyal hizmet uzmanları, yargıçlar ve sağlık çalışanları gibi diğer sorumluluk sahiplerinin çeşitli konularda farkındalıklarının artırılması ve eğitilmesi de eğitimde çocuk ihmal ve istismarının önlenmesi için büyük önem taşır ve devletin bu alandaki yükümlülükleri arasındadır. Başlıca eğitim konuları arasında alternatif disiplin önlemleri, kötü muamele olaylarının tespiti, bildirilmesi ve yönetimi, çocukların cinsel istismarını içeren vakaların tespit edilmesi sayılabilir.</p>
<p>Sağlık taramaları, okullarda çocuğun beden, duygu ve ruh sağlığının ihmal, istismar ve şiddetten korunması konusunda vakaların tespiti ve önlem alınması bakımından önem kazanmıştır. Okullarda sunulan sağlık hizmetlerinin ve taramaların başarısı, ücretsiz ve düzenli olmaları ile ne kadar ihmal ve istismarın saptanmasına da dönük olduklarına bağlı olacaktır.</p>
<p>Eğitimde çocuğun ihmal ve istismardan korunmasının diğer bir bileşeni mevzuatın caydırıcılık açısından güçlendirilmesidir. 2008 yılında yapılan mevzuat değerlendirmesi sonucunda bu amaca hizmet edecek birçok öneri geliştirilmiştir. Bunlar, suçu bildirmeme ve belirli ihmal ve istismar eylemlerinin gerçekleşmesi durumlarında cezaların ağırlaştırılmasından, eğitimciler ve diğer okul personeli ile ilgili disiplin soruşturmaları bakımından Devlet Memurları Kanunu haricinde ayrı bir disiplin yönetmeliğinin oluşturulması ve burada disiplin cezası öngörülecek fiiller arasında, şiddet, ihmal ve istismarın mutlaka ayrıntılı şekilde tanımlanarak yer almasına kadar birçok farklı önlemi gündeme getirmiştir.</p>
<p>Ek olarak, uluslararası insan hakları belgeleri incelendiğinde, devletin bir diğer yükümlülüğünün, okullarda çocukların ihmal ve istismardan korunması konusunda sürekli araştırmalar yürütülmesi, veri ve istatistik toplanması, bunların değerlendirilmesi ve böylelikle hazırlanacak etkili bir eylem planının belirli zaman aralıklarında geri bildirimlere dayalı olarak güncellenmesi olduğu görülür. Bu bağlamda, çocuğa yönelik şiddet ve istismarın her biçimi ile ilgili olarak bildirim yapma ve kayıt tutma konusunda yasal zorunluluğun da güçlendirilmesine gereksinim vardır.</p>
<p>Son olarak, devletin, çocuklar veya temsilcileri için, güvenilir, herkesçe bilinilirliği sağlanmış, mağdurlarla ilgili bilgilerin gizli tutulduğu, kolay erişilebilir başvuru mekanizmaları oluşturması ve öncelikle acil servis hizmetlerini içeren, erişilebilir, çocuğa duyarlı, tüm çocukları kapsayan sağlık ve sosyal yardım hizmetleri ile çocuklara ve ailelere yönelik hukuksal danışmanlık bağlamında adli yardım hizmetleri sağlanması ihmal ve istismar eylemleri gerçekleştikten sonra çocuğun mağduriyetini en aza indirmek için elzemdir.</p>
<p>Bu yazı ERG tarafından büyük ölçüde Ulaş Karan’ın “Okullarda Çocuğun Beden, Duygu ve Ruh Sağlığının İhmal, İstismar ve Şiddetten Korunması” başlıklı raporundan yararlanılarak kaleme alınmıştır. Söz konusu rapor ERG tarafından 2009 yılında yayımlanan “Eğitim Hakkı ve Eğitimde Haklar: Uluslararası İnsan Hakları Belgeleri Işığında Ulusal Mevzuatın Değerlendirilmesi” derlemesinde yer almaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onlemeplatformu.org/2009/09/20/okullarda-cocugun-beden-duygu-ve-ruh-sagliginin-ihmali-istismar-ve-siddetten-korunmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

